Depresyonun Sessizliği ve Sesi

Depresyon çoğu zaman dışarıdan fark edilmesi kolay bir ruh hâli gibi düşünülür. Oysa birçok insan için depresyon, yüksek sesle değil; sessizce yaşanır. Kimi zaman kişi işine gider, günlük sorumluluklarını yerine getirir, gülümser, sohbet eder. Dışarıdan bakıldığında hayat devam ediyormuş gibi görünür. Ancak iç dünyasında zaman yavaşlamıştır. Eskiden anlam taşıyan şeyler sıradanlaşmış, geleceğe dair merak yerini belirsiz bir boşluğa bırakmıştır.
Bu nedenle depresyon yalnızca mutsuzluk değildir. Hatta birçok kişi depresyonu anlatırken "Üzgün hissetmiyorum; hiçbir şey hissedemiyorum." der. Sanki duyguların sesi kısılmış, yaşamla kurulan bağ zayıflamıştır. Sabah uyanmak zor gelir, günler birbirine benzer, yapılması gerekenler yapılır ama yaşanıyormuş hissi giderek silikleşir.
Psikodinamik yaklaşım, depresyonu yalnızca belirtiler üzerinden anlamaya çalışmaz. Belirtilerin hangi ruhsal süreçlerin içinde ortaya çıktığıyla ilgilenir. Çünkü bazen depresyon, görünür bir olayın değil; uzun süredir taşınan görünmez yüklerin sonucudur.
İnsan hayatı boyunca pek çok kayıp yaşar. Bunların bazıları herkes tarafından fark edilir; sevilen birinin ölümü, bir ilişkinin bitmesi ya da iş kaybı gibi. Ancak bazı kayıplar sessizdir. Yaşanmamış bir çocukluk, karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar, görülmemiş olmak, anlaşılamamak ya da vazgeçilmek zorunda kalınan hayaller de ruhsal dünyada iz bırakabilir. Bu kayıplar çoğu zaman konuşulmaz; fakat etkileri yıllarca hissedilebilir.
Depresyon bazen bu sessiz kayıpların dile geliş biçimidir.
Depresyonun içinde çoğu zaman yoğun bir öz eleştiri de bulunur. Kişi kendisini yetersiz, değersiz ya da başarısız olarak görmeye başlayabilir. En küçük hata bile ağır bir başarısızlık gibi hissedilir. Başkaları tarafından söylenmese bile zihinde sürekli konuşan sert bir ses vardır. Bu ses bazen çocuklukta sık duyulan eleştirilerin, bazen de sevgi görmek için kusursuz olmak zorunda hissedilen yılların izlerini taşır.
Bu nedenle depresyon yalnızca enerji kaybı değildir; aynı zamanda kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin de değişmesidir.
Bazı insanlar ise depresyonlarını üzüntüyle değil, öfkeyle yaşarlar. Tahammülleri azalır, ilişkilerde daha kolay kırılır ya da içlerine kapanırlar. Kimileri için ise beden konuşmaya başlar. Nedeni bulunamayan ağrılar, bitmeyen yorgunluk, uyku sorunları ya da sürekli tükenmiş hissetmek bazen ruhsal yükün bedensel ifadesi olabilir.
Psikodinamik psikoterapide amaç, yalnızca kişinin yeniden eski hâline dönmesini sağlamak değildir. Daha önemli olan, onu bugünkü noktaya getiren ruhsal örüntüleri anlamaktır. Kişi kendisini hangi durumlarda değersiz hissediyor? Hangi ilişkilerde aynı duygular tekrar ediyor? Kendisine neden bu kadar acımasız davranıyor? Hangi kayıpların yasını hiç tutamadı?
Bu soruların cevapları her insan için farklıdır. Çünkü her depresyonun hikâyesi kendine özgüdür.
Terapi, bu hikâyeyi birlikte anlamaya çalışılan bir süreçtir. Aceleyle verilen cevaplardan çok, zaman içinde ortaya çıkan anlamlarla ilerler. Kimi zaman yıllardır adı konulamayan bir duygunun fark edilmesi bile kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi değiştirmeye başlar.
Depresyon, insanın zayıf olduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman uzun süre tek başına taşınmış duygusal yüklerin bir sonucudur. Bu yüklerin nasıl oluştuğunu anlamak, yalnızca belirtileri hafifletmek için değil; kişinin kendi iç dünyasıyla daha farklı bir ilişki kurabilmesi için de önemlidir.
Categories
Get support on this topic
Browse professionals working on this topic and book an online or in-person session.


