Kaygının Öteki Yüzü

Kaygı çoğu zaman kurtulmamız gereken bir duygu gibi ele alınır. Onu azaltmanın, susturmanın ya da kontrol etmenin yolları aranır. Oysa kaygı, yalnızca rahatsız edici bir belirti değildir; çoğu zaman ruhsallığımızın bize gönderdiği bir işarettir. Bu nedenle psikodinamik psikoterapi, kaygıyı ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak görmekten önce, ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışır.
Aynı olayın farklı insanlarda bambaşka duygular uyandırması tesadüf değildir. Bir kişi için sıradan sayılabilecek bir eleştiri, başka biri için günlerce süren huzursuzluğa dönüşebilir. Bir telefonun geç cevaplanması kimi insanı yalnızca düşündürürken, kimisinde terk edilme korkusunu harekete geçirebilir. Çünkü yaşadığımız olaylardan çok, o olayların bizim iç dünyamızdaki anlamına tepki veririz.
İnsan zihni geçmiş deneyimlerini geride bırakmaz; onları bugünü anlamlandırırken de kullanmaya devam eder. Özellikle çocukluk döneminde bakım verenlerle kurulan ilişkiler, kişinin kendisini ve başkalarını algılama biçimini şekillendirir. Güvende hissetmek, sevilmeye değer olduğuna inanmak ya da tam tersine sürekli reddedilmeyi beklemek, çoğu zaman yalnızca bugünün değil, erken ilişkilerin de izlerini taşır.
Kaygı bazen tam da bu nedenle ortaya çıkar. Bugün yaşanan bir olay, geçmişte yaşanmış bir duyguyu yeniden canlandırabilir. Kişi bunun farkında olmayabilir; yalnızca yoğun bir huzursuzluk hisseder. Zihni sürekli olası senaryolar üretir, bedeni tetikte kalır ve en küçük belirsizlik bile büyük bir tehdit gibi algılanabilir.
Psikodinamik psikoterapide amaç, kaygının yalnızca ne zaman ortaya çıktığını değil, neden ortaya çıktığını anlamaktır. Kaygının hangi ilişkilere eşlik ettiğini, hangi durumlarda arttığını, hangi duyguların yerini aldığını ve hangi çatışmaları görünür kıldığını birlikte araştırmak önemlidir. Çünkü bazen kaygı, ifade edilemeyen öfkenin; bazen yasın, bazen de uzun yıllardır bastırılan ihtiyaçların dolaylı bir anlatımıdır.
Bir duygu anlaşılmadan yalnızca bastırıldığında farklı biçimlerde geri dönebilir. Bu nedenle psikoterapi, kaygıyı susturmaktan çok onun dilini öğrenmeye çalışır. Kaygının taşıdığı anlam görünür oldukça, kişi yalnızca belirtilerini değil, kendisini de daha yakından tanımaya başlar.
Belki de asıl soru "Kaygımdan nasıl kurtulurum?" değil, "Kaygım bana ne anlatmaya çalışıyor?" sorusudur. Bazen iyileşme, bu soruya birlikte ve acele etmeden yaklaşabilmekle başlar.
Kategoriler
Bu konuda destek alın
Yazının konusuyla çalışan uzmanları inceleyip online veya yüz yüze randevu alabilirsiniz.


