Aslında Ne İçin Tartışıyoruz? İlişkilerde Görünenin Altındaki Hikâye

Deniz Beren Kılıçlı
September 04, 2026
Psikoloji
4 Görüntülenme
Aslında Ne İçin Tartışıyoruz? İlişkilerde Görünenin Altındaki Hikâye

Aslında Ne İçin Tartışıyoruz? İlişkilerde Görünenin Altındaki Hikâye

“Sen zaten beni hiç dinlemiyorsun.”

“Tamam, yine başladın.”

“Ben mi başladım? Seninle hiçbir şey konuşulmuyor ki!”

Tanıdık geldi mi?

Belki cümleler birebir böyle değil. Ama bazen bir tartışmanın daha ilk birkaç cümlesinde nereye gideceğini hissederiz.

Henüz asıl konuya bile gelinmemiştir ama içinizden bir ses şöyle der:

“Eyvah… yine aynı yere gidiyoruz.”

Peki gerçekten bir tartışmanın nasıl biteceğini, daha nasıl başladığına bakarak tahmin etmek mümkün olabilir mi?

John Gottman’ın çiftlerle yaptığı yıllara yayılan çalışmalarında dikkat çekici cevaplardan biri tam olarak burada karşımıza çıkıyor.

İlk 3 Dakika Sandığımızdan Daha Fazlasını Söylüyor Olabilir

Gottman ve araştırmacı Sybil Carrère, yeni evli 124 çifti bir araya getiriyor ve onlardan ilişkilerinde anlaşamadıkları bir konu hakkında konuşmalarını istiyor.

Sonra bu çiftleri yıllar boyunca takip ediyorlar.

Araştırmanın en çarpıcı taraflarından biri şu:

Çiftlerin tartışmalarının yalnızca ilk üç dakikasındaki etkileşim biçimine bakıldığında bile, altı yıl sonraki evlilik sonuçları hakkında önemli ölçüde öngörüde bulunulabiliyor.

Gottman’ın çalışmalarında aktarılan bir başka dikkat çekici oran ise %96.

Bir çatışma konuşmasının nasıl sonuçlanacağı, etkileşimin ilk üç dakikasına bakılarak %96 oranında öngörülebiliyor.

Bir düşünün…

Üç dakika.

Belki tartışmanın asıl konusuna bile gelmediğiniz üç dakika.

Peki bu üç dakikada ne oluyor da konuşmanın geri kalanını bu kadar etkiliyor?

Cevap çoğu zaman ne söylediğimizden önce, nasıl başladığımızda saklı.

“Sen Zaten Hep Böylesin…”

Gottman buna sert başlangıç diyor.

Sert başlangıç her zaman bağırmak anlamına gelmiyor.

Bazen oldukça sakin bir ses tonuyla bile başlayabilir:

“Sen zaten hiçbir zaman beni düşünmüyorsun.”

“Bir kere de söylediğim şeyi yap.”

“Senin ailene gelince her şeyi yapıyorsun zaten.”

“Boş ver, sen anlamazsın.”

Dikkat ederseniz burada bir problem anlatılmıyor.

Yavaş yavaş karşıdaki kişi problem hâline getiriliyor.

Ve işte tartışmanın yönü tam burada değişmeye başlayabiliyor.

Çünkü karşımızdaki kişi artık söylediğimiz şeyi anlamaya çalışmak yerine kendisini korumaya başlıyor.

“Ben öyle bir insan değilim.”

“Sen de aynısını yapıyorsun.”

“Her şeyi yine bana yıkıyorsun.”

Ve bir anda başlangıçtaki mesele kayboluyor.

Bulaşık makinesi konuşulacaktı.

Saat kaçta eve gelindiği konuşulacaktı.

Bir mesajın neden cevapsız kaldığı konuşulacaktı.

Ama artık çift bulaşık makinesini konuşmuyor.

Birbirlerini konuşuyorlar.

Peki Gerçekten Bulaşık Makinesini mi Tartışıyoruz?

İşte burada tartışmanın biraz daha altına inmek gerekiyor.

Çünkü çiftlerin tartışmalarında gördüğümüz şey her zaman tartışmanın tamamı değildir.

Bunu bir katman gibi düşünebiliriz.

En üstte gördüğümüz şey olaydır:

“Eve geç geldin.”

“Bana mesaj atmadın.”

“Yine annenin tarafını tuttun.”

“Evde bana hiç yardım etmiyorsun.”

Ama biraz aşağı indiğimizde başka şeylerle karşılaşabiliriz.

Kırıldım.

Yalnız kaldım.

Önemsenmediğimi hissettim.

Senin için öncelikli miyim, emin olamadım.

Bir katman daha aşağı indiğimizde ise bazen çok daha temel bir ihtiyaç vardır:

Görülmek.

Duyulmak.

Değerli hissetmek.

Güvende olmak.

Partnerinin yanında olduğunu bilmek.

İşte çift terapisinde bazen “Kim haklı?” sorusundan çok daha önemli bir soru ortaya çıkar:

Bu tartışmanın altında aslında ne var?

Çünkü “Neden bana mesaj atmadın?” diyen biri yalnızca bir mesajı sormuyor olabilir.

Belki aslında şunu soruyordur:

“Aklında mıyım?”

“Annenin yanında neden beni savunmadın?” diyen biri yalnızca o akşam yaşanan olayı konuşmuyor olabilir.

Belki altında:

“Biz gerçekten aynı takım mıyız?”

sorusu vardır.

Ve bazen tartışmanın görünen yüzüyle uğraşırken çiftin asıl ihtiyacı hiç konuşulmadan kalır.

Bir Tartışmanın İçinde Fark Etmeden Yaptığımız Dört Şey

Peki bir tartışma kötü bir yere doğru giderken aslında arada ne oluyor?

Gottman, yıllar boyunca çiftlerin tartışmalarını gözlemlediğinde bazı iletişim biçimlerinin tekrar tekrar ortaya çıktığını fark ediyor. Üstelik bunlar yalnızca o anki tartışmayı zorlaştırmıyor; sıklaştıklarında ilişkinin duygusal iklimini de zaman içerisinde değiştirebiliyor.

Gottman bu dört iletişim biçimini oldukça çarpıcı bir isimle tanımlıyor:

Mahşerin Dört Atlısı: Eleştiri, küçümseme, savunmaya geçme ve duvar örme.

1. Eleştiri: Sorundan Kişiliğe Geçmek

Eleştiri, partnerimizin yaptığı bir davranıştan rahatsız olduğumuzu söylemekten farklıdır.

Sağlıklı bir şikâyette belirli bir olaydan söz ederiz: Ne oldu, bunun üzerimizde nasıl bir etkisi oldu ve neye ihtiyacımız var?

Eleştiride ise konu yavaş yavaş davranış olmaktan çıkar ve karşımızdaki kişinin nasıl biri olduğuna dönüşür.

Artık problem “yapılan şey” değil, partnerimizin karakteridir.

Özellikle “sen zaten…”, “sen hiçbir zaman…”, “sen hep…” gibi genellemeler bunun habercisi olabilir.

Bu ayrım küçük görünebilir ama ilişkide oldukça önemlidir. Çünkü bir davranışı değiştirmek mümkündür. Fakat kişi kendisine “Sorun senin yaptığın şey değil, sorun sensin” mesajı geldiğini hissettiğinde doğal olarak kendisini korumaya başlayabilir.

2. Küçümseme: Artık Yalnızca Kızgın Değilim

Gottman’ın özellikle üzerinde durduğu davranışlardan biri küçümsemedir.

Çünkü küçümsemede yalnızca öfke yoktur. İçinde bir miktar üstünlük ve değersizleştirme de bulunur.

Alay etmek, partnerin söylediğini aşağılamak, onunla dalga geçmek, göz devirmek, iğneleyici konuşmak, zekâsını ya da yeterliliğini küçümsemek bu iletişim biçiminin parçaları olabilir.

Buradaki gizli mesaj kabaca şuna dönüşür:

“Ben senden daha doğru, daha mantıklı ya da daha iyiyim.”

Bu nedenle küçümseme yalnızca tartışılan meseleye zarar vermez. Zamanla çiftin birbirine duyduğu saygıyı da aşındırabilir.

Gottman’ın araştırmalarında küçümsemenin ilişki açısından özellikle güçlü bir tehlike işareti olarak görülmesinin nedeni de budur.

3. Savunmaya Geçme: Kendimizi Korumaya Çalışırken Birbirimizi Duymamak

Eleştirildiğimizi hissettiğimizde kendimizi savunmak oldukça insani bir tepkidir.

Sorun, savunmanın tartışma içerisindeki temel iletişim biçimimiz hâline gelmesidir.

Savunmaya geçtiğimizde artık partnerimizin bize anlatmaya çalıştığı şeyi duymaktan çok, neden suçlu olmadığımızı göstermeye çalışırız.

Açıklamalar yaparız, mazeretler üretiriz, karşı örnekler buluruz veya sorumluluğu yeniden karşı tarafa göndeririz.

Ve çok sık karşımıza çıkan o küçük geçiş gerçekleşir:

“Peki ya sen?”

İşte burada iki taraf da kendisini anlatmaya çalışırken aslında kimse diğerini dinlememeye başlayabilir.

Savunmaya geçmenin panzehiri her şeyi üzerimize almak değildir. Gottman yaklaşımında önemli olan, tartışılan meselede bize ait olan küçük de olsa bir parçanın sorumluluğunu alabilmektir.

Çünkü bazen bir tartışmanın yönünü değiştiren şey “Tamamen ben hatalıyım” demek değil;

“Burada benim de payım olduğunu görebiliyorum”

diyebilmektir.

4. Duvar Örme: Bazen Sessizlik Sakinlik Değildir

Sonuncusu ise duvar örme.

Dışarıdan bakıldığında diğerlerinden daha zararsız görünebilir.

Kişi bağırmıyordur. Hakaret etmiyordur. Tartışmıyordur bile.

Sadece susuyordur.

Ama her sessizlik sakinlik anlamına gelmez.

Gottman’ın çalışmalarında duvar örme, kişinin etkileşimden çekilmesiyle ilişkilidir. Partnerine cevap vermemek, göz temasını kesmek, konuşmayı tamamen kapatmak ya da zihinsel olarak konuşmadan uzaklaşmak şeklinde görülebilir.

Bunun arkasında bazen umursamazlıktan çok yoğun fizyolojik uyarılma vardır.

Yani kişi aslında o kadar yükselmiş olabilir ki artık sağlıklı biçimde konuşabilecek durumda değildir. Gottman bu yoğun bedensel ve duygusal yüklenmeyi “flooding” yani duygusal taşma kavramıyla açıklar.

Kalp hızlanabilir, beden gerilebilir, düşünceler toparlanamayabilir ve kişi artık karşısındakini anlamaktan çok o yoğunluktan çıkmaya çalışabilir.

Bu yüzden burada önemli bir ayrım vardır:

Konuşmaya ara vermek ile duvar örmek aynı şey değildir.

Sağlıklı bir mola, kişinin sakinleşmek için konuşmaya ara vermesi ve sonrasında konuşmaya geri dönmesidir.

Duvar örmede ise ilişkinin kapısı belirsiz bir şekilde kapanır.

Dört Atlı Neden Bu Kadar Önemli?

Buradaki amaç bir tartışmanın ortasında partnerimize bakıp “Şu anda üçüncü atlıyı yapıyorsun” demek değildir.

Asıl mesele kendi ilişki döngümüzü fark edebilmektir.

Çünkü bu dört davranış çoğu zaman birbirinden bağımsız ilerlemez.

Bir taraf eleştirdikçe diğeri savunmaya geçebilir. Savunmayla karşılaşan kişi kendisini duyurabilmek için daha fazla yükselebilir. İletişim sertleştikçe küçümseme ortaya çıkabilir. Yoğunluk arttığında taraflardan biri artık dayanamayarak tamamen kapanabilir.

Sonra çift bir sonraki hafta başka bir konuda tartışır.

Konu değişmiştir.

Ama dans aynıdır.

Bu nedenle çift terapisinde bazen en önemli soru:

“Ne hakkında tartışıyorsunuz?”

değil,

“Tartışmaya başladığınızda ikinizin arasında ne oluyor?”

sorusudur.

Çünkü konu para olabilir, aileler olabilir, çocuklar olabilir, telefon olabilir.

Ama altında çalışan ilişki döngüsü aynı kaldığı sürece çift kendisini tekrar tekrar aynı yerde bulabilir.

“Ama Biz Hep Aynı Şeyi Tartışıyoruz!”

Belki de ilişkinizde sizi en çok yoran şeylerden biri bu.

“Bunu yüz kere konuştuk.”

“Tamam dedik ama yine aynı şey oldu.”

“Kaç yıldır aynı konuyu tartışıyoruz.”

Burada Gottman’ın başka bir bulgusu biraz şaşırtıcı olabilir:

Çiftlerin yaşadığı ilişki problemlerinin yaklaşık %69’u süreğen problemlerdir.

Yani bazı meseleler tamamen ortadan kalkmayabilir.

Çünkü karşınızdaki kişi sizden farklı bir insandır.

Siz planlısınızdır, o daha spontandır.

Siz konuşarak yakınlık kurarsınız, o yalnız kalarak sakinleşir.

Siz para biriktirdiğinizde güvende hissedersiniz, o hayatın tadını çıkarmak için harcamak ister.

Peki bu durumda ne yapacağız?

Her farklılığı ortadan kaldırmaya mı çalışacağız?

Belki de soru bu değildir.

Belki daha iyi soru şudur:

“Bu farklılık aramızda kalmaya devam etse bile birbirimizi yaralamadan bununla yaşayabilir miyiz?”

Çünkü iyi ilişkilerin sırrı hiç problem yaşamamak olmayabilir.

Problemi yaşarken birbirini kaybetmemek olabilir.

Tartışmanın Başını Değiştirsek Ne Olur?

Şimdi en baştaki cümleye geri dönelim:

“Sen zaten beni hiçbir zaman düşünmüyorsun.”

Bu cümlenin altında gerçekten ne olabilir?

Belki:

“Son zamanlarda biraz geri planda kaldığımı hissediyorum.”

Belki:

“Seninle daha fazla vakit geçirmeyi özledim.”

Belki de sadece:

“Beni biraz daha fark etmene ihtiyacım var.”

Gottman’ın yumuşak başlangıç dediği şey tam olarak burada devreye giriyor.

Yumuşak başlamak susmak değildir.

Alttan almak değildir.

Öfkelenmemek hiç değildir.

Aynı ihtiyacı, karşımızdakini savunmaya itmeden anlatabilmektir.

“Sen zaten beni hiç önemsemiyorsun.”

yerine:

“Bu hafta çok az vakit geçirdik ve kendimi senden biraz uzak hissettim. Bu akşam biraz birlikte kalmaya ihtiyacım var.”

İhtiyaç aynı.

Duygu aynı.

Hatta problem de aynı.

Ama konuşmanın kapısı bambaşka bir yerden açılıyor.

Belki de Bir Sonraki Tartışmada Şunu Deneyebiliriz

Bir dahaki sefere partnerinizle tartışmaya başladığınızı fark ettiğinizde hemen çözmeye çalışmayın.

Önce kendinizi bir anlığına dışarıdan izleyin.

İlk üç dakikada ne yapıyorum?

Şikâyetimi mi anlatıyorum, yoksa partnerimin karakterini mi tarif ediyorum?

Gerçekten şu anki olaya mı kızgınım?

Yoksa bu olay bende daha eski ve daha derin bir yere mi dokunuyor?

Ve belki en önemlisi:

Öfkemin altında partnerime aslında ne söylemeye çalışıyorum?

“Beni gör.”

“Yanımda ol.”

“Beni önemse.”

“Beni yalnız bırakma.”

“Benimle aynı takımda olduğunu hissettir.”

Bazen bir tartışmanın en yüksek sesle söylenen cümlesi, anlatılmak istenen asıl cümle değildir.

Ve belki ilişkilerde değişim tam da burada başlar:

Partnerimize söylediğimiz cümleyi değil, o cümlenin altında söylemeye çalıştığımız şeyi fark ettiğimizde.

Çünkü mesele her zaman tartışmamak değildir.

Bazen mesele, tartışırken bile birbirimize ulaşmanın bir yolunu bulabilmektir.

Kaynakça

Carrère, S., & Gottman, J. M. (1999). Predicting divorce among newlyweds from the first three minutes of a marital conflict discussion. Family Process, 38(3), 293–301. https://doi.org/10.1111/j.1545-5300.1999.00293.x

Gottman, J. M. (1994). What Predicts Divorce? The Relationship Between Marital Processes and Marital Outcomes. Lawrence Erlbaum Associates.

Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (1992). Marital processes predictive of later dissolution: Behavior, physiology, and health. Journal of Personality and Social Psychology, 63(2), 221–233.

Gottman, J. M., & Silver, N. (2015). The Seven Principles for Making Marriage Work. Harmony Books.

Bu hâli doğrudan kopyalayıp kullanabilirsiniz. Özellikle %69 süreğen problem bilgisi de Gottman Institute’un güncel açıklamalarında aynı oranla aktarılıyor. 

“Sen zaten beni hiç dinlemiyorsun.”

“Tamam, yine başladın.”

“Ben mi başladım? Seninle hiçbir şey konuşulmuyor ki!”

Tanıdık geldi mi?

Belki cümleler birebir böyle değil. Ama bazen bir tartışmanın daha ilk birkaç cümlesinde nereye gideceğini hissederiz.

Henüz asıl konuya bile gelinmemiştir ama içinizden bir ses şöyle der:

“Eyvah… yine aynı yere gidiyoruz.”

Peki gerçekten bir tartışmanın nasıl biteceğini, daha nasıl başladığına bakarak tahmin etmek mümkün olabilir mi?

John Gottman’ın çiftlerle yaptığı yıllara yayılan çalışmalarında dikkat çekici cevaplardan biri tam olarak burada karşımıza çıkıyor.

İlk 3 Dakika Sandığımızdan Daha Fazlasını Söylüyor Olabilir

Gottman ve araştırmacı Sybil Carrère, yeni evli 124 çifti bir araya getiriyor ve onlardan ilişkilerinde anlaşamadıkları bir konu hakkında konuşmalarını istiyor.

Sonra bu çiftleri yıllar boyunca takip ediyorlar.

Araştırmanın en çarpıcı taraflarından biri şu:

Çiftlerin tartışmalarının yalnızca ilk üç dakikasındaki etkileşim biçimine bakıldığında bile, altı yıl sonraki evlilik sonuçları hakkında önemli ölçüde öngörüde bulunulabiliyor.

Gottman’ın çalışmalarında aktarılan bir başka dikkat çekici oran ise %96.

Bir çatışma konuşmasının nasıl sonuçlanacağı, etkileşimin ilk üç dakikasına bakılarak %96 oranında öngörülebiliyor.

Bir düşünün…

Üç dakika.

Belki tartışmanın asıl konusuna bile gelmediğiniz üç dakika.

Peki bu üç dakikada ne oluyor da konuşmanın geri kalanını bu kadar etkiliyor?

Cevap çoğu zaman ne söylediğimizden önce, nasıl başladığımızda saklı.

“Sen Zaten Hep Böylesin…”

Gottman buna sert başlangıç diyor.

Sert başlangıç her zaman bağırmak anlamına gelmiyor.

Bazen oldukça sakin bir ses tonuyla bile başlayabilir:

“Sen zaten hiçbir zaman beni düşünmüyorsun.”

“Bir kere de söylediğim şeyi yap.”

“Senin ailene gelince her şeyi yapıyorsun zaten.”

“Boş ver, sen anlamazsın.”

Dikkat ederseniz burada bir problem anlatılmıyor.

Yavaş yavaş karşıdaki kişi problem hâline getiriliyor.

Ve işte tartışmanın yönü tam burada değişmeye başlayabiliyor.

Çünkü karşımızdaki kişi artık söylediğimiz şeyi anlamaya çalışmak yerine kendisini korumaya başlıyor.

“Ben öyle bir insan değilim.”

“Sen de aynısını yapıyorsun.”

“Her şeyi yine bana yıkıyorsun.”

Ve bir anda başlangıçtaki mesele kayboluyor.

Bulaşık makinesi konuşulacaktı.

Saat kaçta eve gelindiği konuşulacaktı.

Bir mesajın neden cevapsız kaldığı konuşulacaktı.

Ama artık çift bulaşık makinesini konuşmuyor.

Birbirlerini konuşuyorlar.

Peki Gerçekten Bulaşık Makinesini mi Tartışıyoruz?

İşte burada tartışmanın biraz daha altına inmek gerekiyor.

Çünkü çiftlerin tartışmalarında gördüğümüz şey her zaman tartışmanın tamamı değildir.

Bunu bir katman gibi düşünebiliriz.

En üstte gördüğümüz şey olaydır:

“Eve geç geldin.”

“Bana mesaj atmadın.”

“Yine annenin tarafını tuttun.”

“Evde bana hiç yardım etmiyorsun.”

Ama biraz aşağı indiğimizde başka şeylerle karşılaşabiliriz.

Kırıldım.

Yalnız kaldım.

Önemsenmediğimi hissettim.

Senin için öncelikli miyim, emin olamadım.

Bir katman daha aşağı indiğimizde ise bazen çok daha temel bir ihtiyaç vardır:

Görülmek.

Duyulmak.

Değerli hissetmek.

Güvende olmak.

Partnerinin yanında olduğunu bilmek.

İşte çift terapisinde bazen “Kim haklı?” sorusundan çok daha önemli bir soru ortaya çıkar:

Bu tartışmanın altında aslında ne var?

Çünkü “Neden bana mesaj atmadın?” diyen biri yalnızca bir mesajı sormuyor olabilir.

Belki aslında şunu soruyordur:

“Aklında mıyım?”

“Annenin yanında neden beni savunmadın?” diyen biri yalnızca o akşam yaşanan olayı konuşmuyor olabilir.

Belki altında:

“Biz gerçekten aynı takım mıyız?”

sorusu vardır.

Ve bazen tartışmanın görünen yüzüyle uğraşırken çiftin asıl ihtiyacı hiç konuşulmadan kalır.

Bir Tartışmanın İçinde Fark Etmeden Yaptığımız Dört Şey

Peki bir tartışma kötü bir yere doğru giderken aslında arada ne oluyor?

Gottman, yıllar boyunca çiftlerin tartışmalarını gözlemlediğinde bazı iletişim biçimlerinin tekrar tekrar ortaya çıktığını fark ediyor. Üstelik bunlar yalnızca o anki tartışmayı zorlaştırmıyor; sıklaştıklarında ilişkinin duygusal iklimini de zaman içerisinde değiştirebiliyor.

Gottman bu dört iletişim biçimini oldukça çarpıcı bir isimle tanımlıyor:

Mahşerin Dört Atlısı: Eleştiri, küçümseme, savunmaya geçme ve duvar örme.

1. Eleştiri: Sorundan Kişiliğe Geçmek

Eleştiri, partnerimizin yaptığı bir davranıştan rahatsız olduğumuzu söylemekten farklıdır.

Sağlıklı bir şikâyette belirli bir olaydan söz ederiz: Ne oldu, bunun üzerimizde nasıl bir etkisi oldu ve neye ihtiyacımız var?

Eleştiride ise konu yavaş yavaş davranış olmaktan çıkar ve karşımızdaki kişinin nasıl biri olduğuna dönüşür.

Artık problem “yapılan şey” değil, partnerimizin karakteridir.

Özellikle “sen zaten…”, “sen hiçbir zaman…”, “sen hep…” gibi genellemeler bunun habercisi olabilir.

Bu ayrım küçük görünebilir ama ilişkide oldukça önemlidir. Çünkü bir davranışı değiştirmek mümkündür. Fakat kişi kendisine “Sorun senin yaptığın şey değil, sorun sensin” mesajı geldiğini hissettiğinde doğal olarak kendisini korumaya başlayabilir.

2. Küçümseme: Artık Yalnızca Kızgın Değilim

Gottman’ın özellikle üzerinde durduğu davranışlardan biri küçümsemedir.

Çünkü küçümsemede yalnızca öfke yoktur. İçinde bir miktar üstünlük ve değersizleştirme de bulunur.

Alay etmek, partnerin söylediğini aşağılamak, onunla dalga geçmek, göz devirmek, iğneleyici konuşmak, zekâsını ya da yeterliliğini küçümsemek bu iletişim biçiminin parçaları olabilir.

Buradaki gizli mesaj kabaca şuna dönüşür:

“Ben senden daha doğru, daha mantıklı ya da daha iyiyim.”

Bu nedenle küçümseme yalnızca tartışılan meseleye zarar vermez. Zamanla çiftin birbirine duyduğu saygıyı da aşındırabilir.

Gottman’ın araştırmalarında küçümsemenin ilişki açısından özellikle güçlü bir tehlike işareti olarak görülmesinin nedeni de budur.

3. Savunmaya Geçme: Kendimizi Korumaya Çalışırken Birbirimizi Duymamak

Eleştirildiğimizi hissettiğimizde kendimizi savunmak oldukça insani bir tepkidir.

Sorun, savunmanın tartışma içerisindeki temel iletişim biçimimiz hâline gelmesidir.

Savunmaya geçtiğimizde artık partnerimizin bize anlatmaya çalıştığı şeyi duymaktan çok, neden suçlu olmadığımızı göstermeye çalışırız.

Açıklamalar yaparız, mazeretler üretiriz, karşı örnekler buluruz veya sorumluluğu yeniden karşı tarafa göndeririz.

Ve çok sık karşımıza çıkan o küçük geçiş gerçekleşir:

“Peki ya sen?”

İşte burada iki taraf da kendisini anlatmaya çalışırken aslında kimse diğerini dinlememeye başlayabilir.

Savunmaya geçmenin panzehiri her şeyi üzerimize almak değildir. Gottman yaklaşımında önemli olan, tartışılan meselede bize ait olan küçük de olsa bir parçanın sorumluluğunu alabilmektir.

Çünkü bazen bir tartışmanın yönünü değiştiren şey “Tamamen ben hatalıyım” demek değil;

“Burada benim de payım olduğunu görebiliyorum”

diyebilmektir.

4. Duvar Örme: Bazen Sessizlik Sakinlik Değildir

Sonuncusu ise duvar örme.

Dışarıdan bakıldığında diğerlerinden daha zararsız görünebilir.

Kişi bağırmıyordur. Hakaret etmiyordur. Tartışmıyordur bile.

Sadece susuyordur.

Ama her sessizlik sakinlik anlamına gelmez.

Gottman’ın çalışmalarında duvar örme, kişinin etkileşimden çekilmesiyle ilişkilidir. Partnerine cevap vermemek, göz temasını kesmek, konuşmayı tamamen kapatmak ya da zihinsel olarak konuşmadan uzaklaşmak şeklinde görülebilir.

Bunun arkasında bazen umursamazlıktan çok yoğun fizyolojik uyarılma vardır.

Yani kişi aslında o kadar yükselmiş olabilir ki artık sağlıklı biçimde konuşabilecek durumda değildir. Gottman bu yoğun bedensel ve duygusal yüklenmeyi “flooding” yani duygusal taşma kavramıyla açıklar.

Kalp hızlanabilir, beden gerilebilir, düşünceler toparlanamayabilir ve kişi artık karşısındakini anlamaktan çok o yoğunluktan çıkmaya çalışabilir.

Bu yüzden burada önemli bir ayrım vardır:

Konuşmaya ara vermek ile duvar örmek aynı şey değildir.

Sağlıklı bir mola, kişinin sakinleşmek için konuşmaya ara vermesi ve sonrasında konuşmaya geri dönmesidir.

Duvar örmede ise ilişkinin kapısı belirsiz bir şekilde kapanır.

Dört Atlı Neden Bu Kadar Önemli?

Buradaki amaç bir tartışmanın ortasında partnerimize bakıp “Şu anda üçüncü atlıyı yapıyorsun” demek değildir.

Asıl mesele kendi ilişki döngümüzü fark edebilmektir.

Çünkü bu dört davranış çoğu zaman birbirinden bağımsız ilerlemez.

Bir taraf eleştirdikçe diğeri savunmaya geçebilir. Savunmayla karşılaşan kişi kendisini duyurabilmek için daha fazla yükselebilir. İletişim sertleştikçe küçümseme ortaya çıkabilir. Yoğunluk arttığında taraflardan biri artık dayanamayarak tamamen kapanabilir.

Sonra çift bir sonraki hafta başka bir konuda tartışır.

Konu değişmiştir.

Ama dans aynıdır.

Bu nedenle çift terapisinde bazen en önemli soru:

“Ne hakkında tartışıyorsunuz?”

değil,

“Tartışmaya başladığınızda ikinizin arasında ne oluyor?”

sorusudur.

Çünkü konu para olabilir, aileler olabilir, çocuklar olabilir, telefon olabilir.

Ama altında çalışan ilişki döngüsü aynı kaldığı sürece çift kendisini tekrar tekrar aynı yerde bulabilir.

“Ama Biz Hep Aynı Şeyi Tartışıyoruz!”

Belki de ilişkinizde sizi en çok yoran şeylerden biri bu.

“Bunu yüz kere konuştuk.”

“Tamam dedik ama yine aynı şey oldu.”

“Kaç yıldır aynı konuyu tartışıyoruz.”

Burada Gottman’ın başka bir bulgusu biraz şaşırtıcı olabilir:

Çiftlerin yaşadığı ilişki problemlerinin yaklaşık %69’u süreğen problemlerdir.

Yani bazı meseleler tamamen ortadan kalkmayabilir.

Çünkü karşınızdaki kişi sizden farklı bir insandır.

Siz planlısınızdır, o daha spontandır.

Siz konuşarak yakınlık kurarsınız, o yalnız kalarak sakinleşir.

Siz para biriktirdiğinizde güvende hissedersiniz, o hayatın tadını çıkarmak için harcamak ister.

Peki bu durumda ne yapacağız?

Her farklılığı ortadan kaldırmaya mı çalışacağız?

Belki de soru bu değildir.

Belki daha iyi soru şudur:

“Bu farklılık aramızda kalmaya devam etse bile birbirimizi yaralamadan bununla yaşayabilir miyiz?”

Çünkü iyi ilişkilerin sırrı hiç problem yaşamamak olmayabilir.

Problemi yaşarken birbirini kaybetmemek olabilir.

Tartışmanın Başını Değiştirsek Ne Olur?

Şimdi en baştaki cümleye geri dönelim:

“Sen zaten beni hiçbir zaman düşünmüyorsun.”

Bu cümlenin altında gerçekten ne olabilir?

Belki:

“Son zamanlarda biraz geri planda kaldığımı hissediyorum.”

Belki:

“Seninle daha fazla vakit geçirmeyi özledim.”

Belki de sadece:

“Beni biraz daha fark etmene ihtiyacım var.”

Gottman’ın yumuşak başlangıç dediği şey tam olarak burada devreye giriyor.

Yumuşak başlamak susmak değildir.

Alttan almak değildir.

Öfkelenmemek hiç değildir.

Aynı ihtiyacı, karşımızdakini savunmaya itmeden anlatabilmektir.

“Sen zaten beni hiç önemsemiyorsun.”

yerine:

“Bu hafta çok az vakit geçirdik ve kendimi senden biraz uzak hissettim. Bu akşam biraz birlikte kalmaya ihtiyacım var.”

İhtiyaç aynı.

Duygu aynı.

Hatta problem de aynı.

Ama konuşmanın kapısı bambaşka bir yerden açılıyor.

Belki de Bir Sonraki Tartışmada Şunu Deneyebiliriz

Bir dahaki sefere partnerinizle tartışmaya başladığınızı fark ettiğinizde hemen çözmeye çalışmayın.

Önce kendinizi bir anlığına dışarıdan izleyin.

İlk üç dakikada ne yapıyorum?

Şikâyetimi mi anlatıyorum, yoksa partnerimin karakterini mi tarif ediyorum?

Gerçekten şu anki olaya mı kızgınım?

Yoksa bu olay bende daha eski ve daha derin bir yere mi dokunuyor?

Ve belki en önemlisi:

Öfkemin altında partnerime aslında ne söylemeye çalışıyorum?

“Beni gör.”

“Yanımda ol.”

“Beni önemse.”

“Beni yalnız bırakma.”

“Benimle aynı takımda olduğunu hissettir.”

Bazen bir tartışmanın en yüksek sesle söylenen cümlesi, anlatılmak istenen asıl cümle değildir.

Ve belki ilişkilerde değişim tam da burada başlar:

Partnerimize söylediğimiz cümleyi değil, o cümlenin altında söylemeye çalıştığımız şeyi fark ettiğimizde.

Çünkü mesele her zaman tartışmamak değildir.

Bazen mesele, tartışırken bile birbirimize ulaşmanın bir yolunu bulabilmektir.

Kaynakça

Carrère, S., & Gottman, J. M. (1999). Predicting divorce among newlyweds from the first three minutes of a marital conflict discussion. Family Process, 38(3), 293–301. https://doi.org/10.1111/j.1545-5300.1999.00293.x

Gottman, J. M. (1994). What Predicts Divorce? The Relationship Between Marital Processes and Marital Outcomes. Lawrence Erlbaum Associates.

Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (1992). Marital processes predictive of later dissolution: Behavior, physiology, and health. Journal of Personality and Social Psychology, 63(2), 221–233.

Gottman, J. M., & Silver, N. (2015). The Seven Principles for Making Marriage Work. Harmony Books.

Çift terapisi
Gottman
Aile danismanligi
Bireysel gorusme
Çift terpai
Cift

Categories

Get support on this topic

Browse professionals working on this topic and book an online or in-person session.