Tahtın Bedeli

Tahtın Bedeli
Hayatımızın bir döneminde hepimiz o büyüleyici hissi yaşamışızdır. Karşımıza öyle biri çıkar ki, onun attığı her adım bir pusula, kurduğu her cümle kanun gibi gelmeye başlar. Öyle bir yere koyarız ki o insanı; sıradan bir insan olmaktan çıkar, adeta hayatımızın merkezindeki tapınağın tek tanrısı haline gelir. Peki, bizler neden karşımızdakini bir "ilah" koltuğuna oturtma ihtiyacı duyarız? Ve o ilahın gölgesinde yaşamaya başladığımızda, kendi içimizde nasıl bir yangın çıkarırız? Gelin, bu hayranlık ve teslimiyet sarmalına birlikte bakalım.
O Taht Neden Kurulur?
Aslında hikaye çok eskilerden başlar. Çocukken anne babamızı dünyayı kurtaran, her şeyi bilen, kusursuz dev varlıklar olarak görürüz. Büyüdüğümüzde bu çocukluk özlemi kaybolmaz; sadece şekil değiştirir.
Hayatta kendimizi eksik, yetersiz ya da biraz kaybolmuş hissettiğimizde, bu boşluğu dolduracak dışarıdan bir kahraman ararız. Karşımızdaki insana olağanüstü özellikler atfederiz: "O çok akıllı, o çok güçlü, o ne derse en iyisini bilir." Onu ilahlaştırmak, aslında kendi içimizdeki güvensizlikleri ve korkuları örtmenin en konforlu yoludur. Çünkü direksiyona kusursuz olduğuna inandığımız birini geçirdiğimizde, sorumluluktan da kaçmış oluruz.
İlahın Gücünden Etkilenmek: Kendi Sesini Kısma Hali
Birini ilahlaştırmaya başladığınız an, ilişkideki denge altüst olur. Artık iki eşit insan yoktur; biri tapınılan, diğeri ise onun lütfedeceği biricik sevgiyi veya onayı bekleyen bir kul haline gelmiştir.
O "ilah" konumundaki kişinin gücünden etkilenmek, zamanla kendi benliğinizi kaybetmenize yol açar:
Onun beğenmediği kıyafetleri giymemeye, sevmediği şeyleri hayatınızdan çıkarmaya başlarsınız.
Kendi fikirleriniz, arzularınız ve sınırlarınız buharlaşır; çünkü onun rızası sizin için hayatta kalma meselesi haline gelmiştir.
O övdüğünde dünyalar sizin olur, ama yüzünü biraz astığında ya da eleştirdiğinde kendinizi boşlukta, yok olmuş gibi hissedersiniz.
Kendi İçimizdeki Çatışmalar: Tahttakinin Düşüşü ve Vicdan Azabı
İşte asıl kopuş ve içsel savaş tam da burada başlar. Bir insanı ilahlaştırmanın faturası çok ağırdır ve bu fatura ruhunuza kesilir. İçeride kıyasıya yaşanan o çatışmalar şunlardır:
1. Hayranlık ve Öfke Arasındaki Sıkışmışlık: Karşınızdakini kusursuz bir ilah yaptığınızda, onun yaptığı en ufak bir hata (örneğin size kırıcı bir şey söylemesi veya sıradan bir insan gibi bencilce davranması) içinizde büyük bir hayal kırıklığı yaratır. Ama ona kızamazsınız; çünkü ilahlar hata yapmaz! Bu öfkeyi içinize atar, kendi kendinizi suçlarsınız: "O kusursuz, sorun bende, demek ki ben yeterince iyi değilim."
2. Özgürlük ile Güvenlik Çatışması: Bir yandan o güçlü figürün kanatları altında güvende hissetmek istersiniz, diğer yandan kendi benliğinizin boğulduğunu, nefessiz kaldığınızı fark edersiniz. İçinizdeki bir ses "Buradan kaç, kendi hayatını geri al" diye bağırırken, diğer ses "O olmadan hiçbir şey yapamazsın" diye korkutur.
3. Yerle Bir Etme Dürtüsü (Devalüasyon): Büyü bozulup da o ilahın aslında etten kemikten, hataları ve korkuları olan sıradan bir insan olduğunu anladığınız an, bu kez sarkaç tersine döner. Onu tahttan indirip yerin dibine sokmak, suçlamak istersiniz. İçinizdeki bu ani geçiş (bir gün tapıp ertesi gün nefret etme hali) ruhunuzu darmadağın eder.
Tapınaktan İnmek ve Gerçek Bağ Kurmak
Hani hep derler ya; "Kimseyi dinden imandan edecek kadar büyütmeyin" diye. İlişkilerde de birini ilahlaştırmak, o ilişkiyi daha baştan çıkmaza sokmaktır. Çünkü gerçek sevgi ve bağ, iki kusurlu insanın yan yana durabilmesiyle mümkündür.
Karşınızdakinin tahtını yıkmak ilk başta korkutucu gelebilir; sanki bütün zemin ayaklarınızın altından kayacakmış gibi hissedersiniz. Ancak o tahtı yıktığınızda fark edersiniz ki; ihtiyacınız olan şey dışarıdan gelen ilahi bir güç değil, kendi ayaklarınızın üzerinde durabilme cesaretidir.
Gerçek aşk; tapınakta kul olmayı değil, iki eşit insan olarak göz göze bakabilmeyi seçtiğinizde başlar.
Kaynakça ve Okuma Önerileri
Fromm, Erich. (1956). Sevme Sanatı (Çev. Sururi Baykal). Payel Yayınları.
(İnsanın kendi gücünü ve üretkenliğini dışarıdaki bir figüre devrederek yabancılaşmasını ve "putlaştırma" eğilimini anlamak için temel bir eserdir.)
Freud, Sigmund. (1914). Narsisizm Üzerine ve Schreber Vakası (Çev. Emre Kapkın). Yapı Kredi Yayınları.
(Bireyin kendi ideal benlik tasvirini ve tümgüçlülük arzusunu dışarıdaki bir nesneye yansıtma mekanizmasını açıklar.)
Kohut, Heinz. (1971). Kendiliğin Çözümlenmesi: Psikanalizin Kişilik Bozukluklarının Narsisistik Tedavisine Katkısı (Çev. Cem Atbaşoğlu). Metis Yayınları.
(Erken dönemdeki tümgüçlü ebeveyn fantezilerinin ve yetişkinlikteki idealizasyon ile aynalanma ihtiyaçlarının psikanalitik temellerini inceler.)
Lacan, Jacques. (1966). Yazılar (Écrits) (Seçilmiş metinler ve "Büyük Öteki" kavramı üzerine derlemeler).
(İnsanın kendi eksikliğini kapatmak için karşısındakine "tamlık" ve mutlak otorite (Büyük Öteki) atfetme dinamiklerini ele alır.)
Yalom, Irvin D. (1992). Nietzsche Ağladığında (Çev. Alev Türker). Ayrıntı Yayınları.
(İlişkilerdeki güç dengesizliklerini, hayranlık ve hayal kırıklığı sarmalını edebi bir dille gözler önüne seren psikolojik bir romandır.)
Kategoriler
Bu konuda destek alın
Yazının konusuyla çalışan uzmanları inceleyip online veya yüz yüze randevu alabilirsiniz.


