Erteleme Davranışı ve Kaçınma Döngüsü

Erteleme davranışı çoğu zaman dışarıdan bakıldığında basit bir zaman yönetimi problemi gibi görünür. Yapılması gereken bir iş vardır, kişi bunun farkındadır ama yine de başlamaz. Bazen son ana kadar bekler, bazen daha kolay ve kısa işlerle oyalanır, bazen de “birazdan başlayacağım” diyerek saatleri geçirir. Ardından yetişmeyen işler, suçluluk, stres ve kendine kızma gelir. Fakat erteleme çoğu zaman yalnızca tembellik ya da disiplin eksikliğiyle açıklanabilecek kadar basit değildir.
Bir işi ertelediğimizde kısa vadede çoğu zaman bir rahatlama hissederiz. Yapılması gereken şey gözümüzün önünden çekilmiş olur. Zor bir e-postayı yazmak, sınava çalışmaya başlamak, bir raporu hazırlamak ya da uzun süredir konuşulması gereken bir konuyu ele almak yerine daha kolay bir şeye yönelmek anlık olarak iyi gelebilir. İşte ertelemenin kaçınma döngüsüyle ilişkili kısmı tam burada başlar.
Kişi zorlayıcı bulduğu bir göreve yaklaştığında kaygı, sıkıntı, yetersizlik hissi, başarısızlık korkusu ya da baskı yaşayabilir. Bu duygular rahatsız edici olduğunda görevden uzaklaşmak kısa süreli bir rahatlama sağlar. Beyin de bu rahatlamayı fark eder. Böylece “zorlanıyorum → uzaklaşıyorum → rahatlıyorum” döngüsü güçlenir.
Bu nedenle erteleme davranışı bazen kişinin işi yapmak istememesinden değil, işin onda uyandırdığı duygudan kaçınmaya çalışmasından kaynaklanır.
Örneğin bir öğrenci ders çalışmayı erteliyor olabilir çünkü konu ona çok zor geliyordur. Bir çalışan rapora başlayamıyor olabilir çünkü yaptığı işin yeterince iyi olmayacağından korkuyordur. Bir başkası önemli bir telefon görüşmesini günlerce erteleyebilir çünkü karşı taraftan nasıl bir tepki alacağını bilmiyordur. Bu örneklerin her birinde davranış aynı görünür: görev ertelenir. Fakat altında yatan neden farklı olabilir.
Mükemmeliyetçilik de erteleme davranışını besleyen önemli etkenlerden biridir. Kişi bir işe “iyi yapmak” yerine “kusursuz yapmak” zorundaymış gibi yaklaşıyorsa başlamak giderek zorlaşabilir. Çünkü görev yalnızca tamamlanması gereken bir iş olmaktan çıkar ve kişinin yeterliliğini kanıtlaması gereken bir sınava dönüşür.
Bu durumda kişi “tam olarak hazır olduğumda başlarım”, “daha doğru bir zamanda yapmalıyım” ya da “önce her şeyi planlamalıyım” diye düşünebilir. Fakat mükemmel başlangıç koşulları çoğu zaman gelmez. Sonuç olarak kişi başlamadığı için kendisini daha da yetersiz hisseder.
Ertelemenin bir diğer nedeni, görevin zihinde olduğundan daha büyük hale gelmesidir. Bir iş ne kadar uzun süre ertelenirse kişi o işle ilgili daha fazla düşünmeye başlar. Yapılacak iş değişmez ama zihinsel yükü büyür. Başlangıçta yarım saat sürebilecek bir görev, günlerce düşünüldüğünde çok daha zor ve yorucu görünmeye başlayabilir.
Bu durum özellikle belirsiz görevlerde sık görülür. “Projeyi hazırla”, “evi toparla”, “tez yaz” ya da “başvuruları tamamla” gibi geniş görevler beynin nereden başlayacağını belirlemesini zorlaştırabilir. Görev ne kadar belirsizse kişi o kadar fazla zihinsel enerji harcar ve başlama ihtimali azalabilir.
Erteleme davranışı bazen duygusal yorgunlukla da ilişkilidir. Uzun süredir yoğun bir tempoda yaşayan, sürekli sorumluluk taşıyan veya yeterince dinlenemeyen biri görevlerini ertelediğinde bunu hemen “tembellik” olarak yorumlayabilir. Oysa bazen sorun motivasyon eksikliğinden çok kapasitenin dolmuş olmasıdır.
Bu noktada kişinin kendisine “Gerçekten yapmak istemiyor muyum, yoksa şu anda bunu yapacak zihinsel enerjim mi yok?” diye sorması önemlidir.
Ertelemenin zorlayıcı taraflarından biri de suçluluk döngüsüdür. Kişi işi ertelediği için rahatlar, ardından zaman geçtikçe suçluluk hissetmeye başlar. Suçluluk arttıkça görev daha tehditkâr hale gelir. Görev tehditkâr hale geldikçe kişi yeniden uzaklaşır. Böylece erteleme davranışı yalnızca işi geciktirmez, kişinin kendiyle ilişkisini de zorlaştırabilir.
“Ben zaten hiçbir şeyi zamanında yapamıyorum”, “yine beceremedim” ya da “neden böyleyim?” gibi düşünceler sıklaşabilir. Bu tür genellemeler kişinin motivasyonunu artırmak yerine azaltabilir. Çünkü görev artık yalnızca yapılması gereken bir şey değildir; kişinin kendisiyle ilgili olumsuz bir kanıta dönüşür.
Kaçınma döngüsünü fark etmek, erteleme davranışını anlamada önemli bir adımdır. Bunun için kişinin yalnızca “neyi erteliyorum?” sorusuna değil, “başlamayı düşündüğüm anda ne hissediyorum?” sorusuna da bakması gerekir.
Kaygı mı geliyor? Sıkıntı mı? Başarısızlık korkusu mu? Bunalmışlık mı? Belirsizlik mi? Eleştirilme ihtimali mi?
Çünkü çoğu zaman kişi görevi değil, görevin yarattığı duyguyu ertelemeye çalışır.
Erteleme davranışıyla başa çıkarken görevi küçültmek oldukça işlevsel olabilir. “Bu işi bitireceğim” yerine “ilk on dakikasına başlayacağım” demek, zihindeki baskıyı azaltabilir. Amaç görevi bir anda tamamlamak değil, kaçınma döngüsünü kıracak kadar küçük bir hareket başlatmaktır.
Aynı şekilde görevin ilk adımını netleştirmek de önemlidir. “Sunumu hazırla” yerine “dosyayı aç ve ilk başlığı yaz” gibi somut bir başlangıç, belirsizliği azaltır.
Bazı kişiler için zamanlayıcı kullanmak, kısa çalışma aralıkları belirlemek veya görevleri günün daha enerjik olunan saatlerine koymak faydalı olabilir. Ancak bu teknikler, ertelemenin altında yatan duygusal nedeni fark etmeden kullanıldığında bazen yetersiz kalabilir.
Örneğin kişi mükemmeliyetçilik nedeniyle erteliyorsa yalnızca takvim yapmak sorunu tamamen çözmeyebilir. Benzer şekilde başarısızlık korkusu yoğun olan biri için “daha disiplinli ol” yaklaşımı suçluluğu artırabilir.
Erteleme davranışı uzun süredir tekrar ediyor, kişinin eğitimini, iş hayatını, ilişkilerini veya günlük sorumluluklarını belirgin şekilde etkiliyorsa bu döngüyü daha yakından ele almak faydalı olabilir.
Terapi sürecinde kişinin hangi görevleri daha çok ertelediği, ertelemeden hemen önce hangi düşüncelerin ve duyguların ortaya çıktığı ve kaçınmanın kısa vadede ne sağladığı birlikte incelenebilir. Böylece davranış yalnızca “yapmıyorum” düzeyinde değil, işleviyle birlikte anlaşılabilir.
Örneğin kişi hata yapmaktan korktuğu için mi erteliyor, yoksa görevin büyüklüğü karşısında mı donuyor? Başlamak yetersizlik hissini mi tetikliyor? Başarılı olması halinde beklentilerin artacağından mı endişeleniyor? Yoksa uzun süredir taşıdığı yük nedeniyle gerçekten dinlenmeye mi ihtiyaç duyuyor?
Bu ayrımlar önemlidir. Çünkü aynı erteleme davranışı farklı kişilerde farklı nedenlerle ortaya çıkabilir ve çözüm yolu da buna göre değişebilir.
Terapide amaç kişiyi sürekli üretken hale getirmek değildir. Daha çok, kişinin zorlayıcı duygular ortaya çıktığında otomatik olarak kaçınmak yerine o duygularla kalabilmesi, görevleri daha gerçekçi değerlendirebilmesi ve kendi kapasitesine uygun hareket edebilmesi desteklenebilir.
Erteleme davranışı çoğu zaman “başlamak istememek” gibi görünür. Oysa bazen asıl mesele, başlamanın kişide uyandırdığı rahatsızlıktan uzaklaşmaya çalışmaktır. Bu döngü fark edildiğinde kişi kendisini suçlamak yerine neyi korumaya çalıştığını anlamaya başlayabilir. Ve çoğu zaman değişim, tam da bu noktada başlar.
Kategoriler
Bu konuda destek alın
Yazının konusuyla çalışan uzmanları inceleyip online veya yüz yüze randevu alabilirsiniz.


