Bir Şey Olmadan Önce Kafamızda Yaşamak: Henüz Gerçekleşmemiş Olayların Kaygısı

Bazen yaşadığımız şey, henüz gerçekleşmemiş bir olayın kendisinden çok, o olay gerçekleşmeden önce zihnimizde defalarca yaşadığımız hâli olabilir.
Yarın önemli bir görüşmeniz vardır. Daha görüşme gerçekleşmeden, karşınızdaki kişinin ne söyleyeceğini düşünmeye başlarsınız. Ona vereceğiniz cevapları zihninizde hazırlarsınız. Sonra onun vereceği cevabı tahmin eder, buna karşılık ne söyleyeceğinizi yeniden düşünürsünüz. Konuşma henüz gerçekleşmemiştir ama siz zihninizde konuşmayı birkaç kez yapmışsınızdır bile.
Ya da bir mesaj atarsınız ve karşı taraftan gelecek cevabı beklerken zihniniz çalışmaya başlar: “Ya ters bir şey söylerse?”, “Ya düşündüğüm gibi olmadıysa?”, “Ya yanlış anladıysa?” Bir süre sonra ortada henüz verilmiş bir cevap bile yokken kendinizi üzgün, gergin veya öfkeli hissedebilirsiniz.
Bazen de ertesi gün yapılacak bir iş, gidilecek bir yer, yapılacak bir sunum veya gerçekleşecek bir buluşma için günler öncesinden endişelenmeye başlarız. Olayın kendisi henüz yaşanmamıştır ama zihnimiz olası sonuçları çoktan değerlendirmeye başlamıştır.
Bu durum, geleceğe yönelik kaygının günlük hayattaki en görünür biçimlerinden biri olabilir.
Henüz gerçekleşmemiş bir şeyi neden zihnimizde bu kadar çok yaşarız?
Belirsizlik insan zihni için her zaman kolay değildir. Bir durumun nasıl sonuçlanacağını bilmiyorsak, zihnimiz doğal olarak olası sonuçları tahmin etmeye çalışabilir.
Bunun bir amacı vardır: Hazırlıklı olmak.
Örneğin önemli bir görüşmeye girecekseniz, neler söyleyebileceğinizi önceden düşünmek gerçekten işe yarayabilir. Bir sınavdan önce çalışma planı yapmak, bir sunum öncesinde prova yapmak veya zor bir konuşmada söylemek istediklerinizi düşünmek problem çözmeye yardımcı olabilir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır:
Hazırlık yapmak ile aynı olayı zihinde tekrar tekrar yaşamak aynı şey değildir.
Hazırlık belirli bir noktada sonlanabilir. “Şunları söylemek istiyorum, şu konuya da değineceğim” dersiniz ve hayatınıza devam edersiniz.
Kaygılı zihinsel döngüde ise bir düşünce diğerini doğurur. Bir ihtimal değerlendirilir, ardından başka bir ihtimal gelir. Sonra o ihtimale nasıl karşılık verileceği düşünülür. Bu kez yeni bir sorun ortaya çıkar.
Sonuçta kişi herhangi bir sonuca ulaşmadan düşünmeye devam eder.
“En kötü ihtimali düşünürsem hazırlıklı olurum”
Bu döngüyü sürdüren düşüncelerden biri, kişinin kaygısını aslında bir tür hazırlık olarak görmesidir.
“Şimdiden düşünürsem hazırlıksız yakalanmam.”
“Her ihtimali hesaba katarsam ne yapacağımı bilirim.”
“En kötü senaryoyu düşünmek beni korur.”
Bu düşünceler oldukça anlaşılırdır. Çünkü belirsizliği azaltmak kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Zihin, “en azından ne olabileceğini biliyorum” hissine ulaşır.
Fakat burada bir sorun ortaya çıkabilir: Her ihtimali düşünmek, her ihtimale gerçekten hazırlıklı olmak anlamına gelmez.
Çünkü hayatın bütün olasılıklarını önceden hesaplamak mümkün değildir.
Bir konuşmanın nasıl ilerleyeceğini, başka bir insanın ne hissedeceğini, vereceği cevabı veya gelecekte ortaya çıkacak bütün koşulları kontrol edemeyiz.
Dolayısıyla zihnimiz kesinlik elde etmek için daha fazla düşündükçe, bazen tam tersine daha fazla belirsizlik üretir.
Zihinsel prova ne zaman kaygı döngüsüne dönüşür?
Bunu anlamanın yollarından biri, düşünmenin sonucuna bakmaktır.
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
- Bu konuyu düşündükten sonra gerçekten bir çözüme ulaşıyor muyum?
- Yoksa aynı ihtimalleri farklı şekillerde tekrar mı ediyorum?
- Düşünmek beni hazırlıyor mu, yoksa daha da gergin mi yapıyor?
- Şu anda yapabileceğim somut bir şey var mı?
- Düşünmeyi bıraktığımda kendimi suçlu veya hazırlıksız mı hissediyorum?
- Olay henüz gerçekleşmemişken, sanki gerçekleşmiş gibi duygusal tepki veriyor muyum?
Örneğin yarın yapacağınız bir konuşma için birkaç önemli noktayı not etmek hazırlık olabilir. Fakat aynı konuşmayı zihninizde saatlerce farklı versiyonlarıyla oynatıyor, karşı tarafın verebileceği onlarca cevabı tahmin ediyor ve her birine vereceğiniz karşılığı düşünüyor olabilirsiniz.
Bu noktada düşünme artık yalnızca hazırlık sağlamıyor olabilir. Kaygının kendisini sürdüren bir döngüye dönüşmüş olabilir.
Zihin geleceği düşündüğünde beden de bugünü yaşar
Henüz gerçekleşmemiş bir olay hakkında düşünürken yaşadığımız duyguların önemli bir özelliği vardır: Bedenimiz çoğu zaman bunun yalnızca bir düşünce olduğunu ayırt etmekte zorlanabilir.
Örneğin yaklaşan bir görüşmenin kötü geçeceğini düşündüğünüzde kalbiniz hızlanabilir, kaslarınız gerilebilir, midenizde bir sıkışma hissedebilir veya huzursuz olabilirsiniz.
Ortada henüz gerçekleşen bir olay yoktur. Fakat bedeniniz gelecekteki ihtimali şimdiki zamanda yaşıyor olabilir.
Bu nedenle bazen “Daha hiçbir şey olmadı ama kendimi şimdiden kötü hissediyorum” deriz.
Burada kişinin yaşadığı duygu gerçek değildir demek doğru olmaz. Duygu gerçektir; fakat duygunun kaynağı henüz gerçekleşmemiş bir olayın zihinsel olarak canlandırılması olabilir.
Bu ayrımı fark etmek önemlidir.
“Ya olursa?” sorusunun sonu neden gelmez?
Kaygılı düşüncenin en yorucu taraflarından biri, “ya olursa?” sorusunun kolayca çoğalabilmesidir.
“Ya konuşma kötü geçerse?”
Peki kötü geçerse?
“Ya ne söyleyeceğimi bilemezsem?”
Peki bilemezsen?
“Ya karşı taraf bunu yanlış anlarsa?”
Peki yanlış anlarsa?
Bu şekilde devam edildiğinde zihnin ulaşacağı kesin bir son nokta yoktur.
Çünkü hayatın kendisi de kesin değildir.
Bu nedenle amaç her ihtimali düşünerek %100 emin olmak değil, belirsizlikle karşılaşabileceğimizi ve her şeyi önceden kontrol edemeyeceğimizi kabul edebilmektir.
Bu, “Kötü bir şey olmayacak” demek değildir.
Daha çok şuna yaklaşır:
“Ne olacağını şu anda kesin olarak bilemem. Ama gerçekleştiğinde onunla başa çıkmak için elimden geleni yapabilirim.”
Bu düşünce, kaygıyı tamamen ortadan kaldırmasa da kişinin geleceği zihninde sürekli kontrol etmeye çalışma ihtiyacını azaltabilir.
Peki düşünce geldiğinde ne yapılabilir?
İlk adım düşünceyi zorla susturmaya çalışmak olmayabilir. Çünkü “Bunu düşünmeyeceğim” demek çoğu zaman düşüncenin yeniden ortaya çıkmasına neden olabilir.
Bunun yerine düşünceyle araya küçük bir mesafe koymak işe yarayabilir.
Örneğin:
“Şu anda gerçekten yaşadığım bir sorun mu var, yoksa gelecekte olabilecek bir durumu mu düşünüyorum?”
Ardından:
“Bu durumla ilgili şu anda yapabileceğim somut bir şey var mı?”
Eğer varsa, onu yapmak.
Yoksa bir süreliğine konuyu zihinsel olarak çözmeye çalışmayı bırakmak.
Örneğin yarınki konuşma için söylemek istediklerinizi not etmek sizin kontrolünüzde olabilir. Fakat karşınızdaki kişinin nasıl tepki vereceğini önceden belirlemek sizin kontrolünüzde değildir.
Bu ayrım, özellikle kontrol ihtiyacının yüksek olduğu durumlarda oldukça değerlidir.
Her düşünce cevaplanmak zorunda değildir
Bazen zihnimizden geçen her ihtimali cevaplamamız gerektiğini düşünürüz.
“Ya böyle olursa?” “Bilmiyorum.”
“Peki ya şöyle olursa?” “Bunu da bilmiyorum.”
Bu belirsizlik rahatsız edici olabilir. Fakat belirsizliğin varlığı, mutlaka yeni bir düşünceyle ortadan kaldırılması gereken bir problem değildir.
Bazı soruların cevabı ancak olay gerçekleştiğinde ortaya çıkar.
Bir konuşmanın nasıl geçeceğini konuşma gerçekleşmeden kesin olarak bilemezsiniz. Bir insanın vereceği cevabı o cevap gelmeden bilemezsiniz. Yarın nasıl hissedeceğinizi de bugünden tamamen öngöremezsiniz.
Bunu kabul etmek başlangıçta rahatlatıcı değil, aksine biraz huzursuz edici olabilir. Çünkü kişi zihinsel kontrolü bırakıyormuş gibi hissedebilir.
Fakat zamanla önemli bir fark ortaya çıkabilir: Geleceği kontrol etmeye çalışmak yerine, gelecekle karşılaşabileceğine güvenmeye başlamak.
Bu döngü psikolojik danışmanlıkta nasıl ele alınabilir?
Henüz gerçekleşmemiş olayları zihninde tekrar tekrar yaşayan kişiler için psikolojik danışmanlık sürecinde yalnızca “olumlu düşünmek” hedeflenmez.
Öncelikle bu düşüncelerin hangi durumlarda ortaya çıktığı, hangi duyguları tetiklediği ve kişinin bu düşüncelere nasıl karşılık verdiği ele alınabilir.
Örneğin kişinin belirsizliğe karşı ne kadar zorlandığı, kontrol edemediği durumlarda ne yaptığı, zihinsel olarak sürekli prova yapmanın kısa vadede ne sağladığı ve uzun vadede kişiyi nasıl etkilediği birlikte incelenebilir.
Bazen kişinin temel düşüncesi “Hazırlıklı olmazsam başa çıkamam” olabilir. Böyle bir durumda yalnızca düşüncenin doğruluğunu tartışmak yerine, kişinin belirsizlikle karşılaşma ve o belirsizlik içinde hareket edebilme becerisi üzerinde çalışılabilir.
Gerekli durumlarda kişinin sürekli zihinsel prova yapma davranışını azaltmaya yönelik davranışsal çalışmalar ve küçük deneyler de planlanabilir.
Çünkü amaç geleceği hiç düşünmemek değildir.
Amaç, henüz yaşanmamış bir hayatı zihnimizde yaşamaya çalışmak yerine, gerçekleştiğinde onunla baş edebileceğimize dair güven geliştirebilmektir.
Bazen zihnimiz bizi korumak için geleceğe gider. Olasılıkları hesaplar, senaryolar üretir, kötü ihtimalleri önceden yaşamaya çalışır. Fakat geleceği ne kadar çok düşünürsek düşünelim, onun bütün belirsizliklerini ortadan kaldırmamız mümkün değildir.
Belki de burada ihtiyaç duyduğumuz şey, geleceğin nasıl olacağını önceden bilmek değil; ne olacağını bilmediğimiz hâlde onunla karşılaşabileceğimize güvenmeyi öğrenmektir.
Kategoriler
Bu konuda destek alın
Yazının konusuyla çalışan uzmanları inceleyip online veya yüz yüze randevu alabilirsiniz.


