Sürekli Onay İhtiyacı: Kendi Kararlarıma Neden Güvenemiyorum?

Bir karar veriyorsunuz. Belki yeni bir iş başvurusu yapmak, bir arkadaşınızla planınızı değiştirmek, bir ilişki hakkında önemli bir adım atmak ya da yalnızca kendiniz için bir şey satın almak istiyorsunuz. İlk başta ne istediğinizi biliyorsunuz. Ancak kararınızı verdikten kısa bir süre sonra aklınıza başka sorular gelmeye başlıyor: “Acaba doğru mu düşünüyorum?”, “Sence bunu yapmalı mıyım?”, “Ya yanlış bir karar veriyorsam?”
Bir arkadaşınıza danışıyorsunuz. Söyledikleri içinizi rahatlatıyor. Bir süreliğine kararınızdan emin hissediyorsunuz. Fakat biraz zaman geçtikten sonra bu kez başka birinin fikrini merak etmeye başlıyorsunuz. Aldığınız yanıtlar birbirinden farklıysa karar vermek daha da zorlaşıyor.
Belki de asıl istediğiniz şey, bir başkasının sizin yerinize karar vermesi değil; verdiğiniz kararın yanlış olmayacağından emin olmak.
Başkalarının görüşlerini önemsemek, fikir almak ve zaman zaman destek aramak son derece doğaldır. İnsanlar karar verirken çevrelerinden yararlanabilir, farklı bakış açılarını değerlendirebilirler. Ancak başkalarının onayına duyulan ihtiyaç, kişinin kendi değerlendirmesine güvenmesini zorlaştıracak kadar yoğunlaştığında farklı bir sorun ortaya çıkabilir.
Sürekli onay ihtiyacı, kişinin kendi kararını verebilmek için başkalarının düşüncelerine, beğenisine veya güvence vermesine tekrar tekrar ihtiyaç duymasıyla kendini gösterebilir. Bu durum zamanla karar verme süreçlerini, ilişkileri ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi etkileyebilir.
Başkalarının fikrini almak ile onaya ihtiyaç duymak arasındaki fark
Bir karar öncesinde bir başkasına danışmak tek başına sorun değildir. Önemli bir konuda farklı görüşler duymak, kişinin gözden kaçırdığı noktaları fark etmesine yardımcı olabilir. Buradaki temel ayrım, başkasının fikrinden yararlanmak ile kendi kararını verebilmek için mutlaka onay almaya ihtiyaç duymak arasındadır.
Örneğin yeni bir iş teklifini değerlendiren biri, güvendiği insanlarla konuşabilir. Onların düşüncelerini dinler, kendi ihtiyaçlarını ve koşullarını değerlendirir, ardından kendisi için uygun olan kararı vermeye çalışır. Başkalarının farklı düşünmesi, kendi değerlendirmesini bütünüyle geçersiz kılmaz.
Onay ihtiyacının belirgin olduğu bir durumda ise süreç farklı ilerleyebilir. Kişi aslında ne istediğini bilse bile çevresindeki insanların bu seçimi uygun bulup bulmayacağına odaklanabilir. Birisi kararını desteklediğinde rahatlar; bir başkası tereddüt belirttiğinde ise daha önce mantıklı bulduğu seçeneği yeniden sorgulamaya başlayabilir.
Bu durumda kararın doğruluğunu değerlendirmekten çok, kararın başkaları tarafından kabul edilip edilmeyeceği önem kazanabilir.
Kişi zamanla kendi ihtiyaçlarından ziyade çevresinin beklentilerine göre hareket etmeye başlayabilir. Hangi seçeneği istediğini düşünmek yerine hangi seçeneğin daha az eleştirileceğini, daha çok beğenileceğini veya başkalarını daha az hayal kırıklığına uğratacağını hesaplayabilir.
Yanlış karar verme korkusu neden bu kadar etkili olabilir?
Sürekli onay arayışının altında farklı düşünceler ve duygular bulunabilir. Bunlardan biri, yanlış karar vermenin yalnızca istenmeyen bir sonuç doğurmayacağı, aynı zamanda kişinin kendisi hakkında olumsuz bir anlam taşıyacağı düşüncesidir.
Örneğin kişi bir seçim yaptığında sonuç istediği gibi olmazsa yalnızca “Bu kararım işe yaramadı” demek yerine “Ben zaten doğru karar veremiyorum” diye düşünebilir. Bir hata, belirli bir durumla ilgili deneyim olmaktan çıkarak kişinin kendisini değerlendirme biçimine dönüşebilir.
Böyle bir düşünce yapısında karar vermek sıradan bir süreç olmaktan uzaklaşır. Her seçim, hata yapma ve kendini yetersiz hissetme ihtimalini beraberinde getirir. Başkalarının fikrini almak ise bu riski azaltmanın bir yolu gibi görünmeye başlayabilir.
Kişi kararını bir başkasına danıştığında, karşısındaki insanın desteğini kendi seçiminin doğruluğuna ilişkin bir güvence olarak değerlendirebilir. Ancak bu güvence çoğu zaman kalıcı olmaz. Çünkü dışarıdan alınan onay, kişinin kendi kararlarına ilişkin kuşkularını bütünüyle ortadan kaldırmayabilir.
Üstelik hayatın hiçbir alanında bütün kararların doğru sonuçlanacağına dair kesin bir garanti yoktur. Bir karar, verildiği koşullar altında makul olabilir ve yine de beklenmedik sonuçlar doğurabilir. Sonucun istenildiği gibi olmaması, kararın mutlaka yanlış olduğu veya kişinin karar verme becerisinin yetersiz olduğu anlamına gelmez.
Kendi kararlarına güvenmek, her zaman doğru seçim yapacağından emin olmak değil; gerektiğinde yanılabileceğini ve sonuçlarla başa çıkabileceğini kabul edebilmektir.
Onay ihtiyacı nasıl gelişebilir?
Bazı kişiler için başkalarının değerlendirmeleri, kendi değerlerini anlamlandırmada belirgin bir yere sahip olabilir. Bu durumun gelişiminde geçmiş deneyimler, aile ilişkileri, sosyal çevre ve kişinin kendisi hakkında geliştirdiği inançlar etkili olabilir. Ancak onay ihtiyacının herkeste aynı nedenlerle ortaya çıktığını söylemek mümkün değildir.
Örneğin çocukluk döneminde sık sık eleştirilen, hataları karşısında yoğun tepkilerle karşılaşan veya kararları sürekli başkaları tarafından düzeltilen bir çocuk, zamanla kendi seçimlerine güvenmekte zorlanabilir. Kendi başına karar vermek yerine bir yetişkinin doğru bulduğu seçeneği tercih etmek daha güvenli hissettirmiş olabilir.
Benzer şekilde, takdirin çoğunlukla başarıya, uyumlu davranmaya veya başkalarının beklentilerini karşılamaya bağlı olduğu bir ortamda büyüyen kişi, kabul görmek için doğru davranması gerektiğine inanabilir. Yetişkinlik döneminde de başkalarının memnuniyeti, kendi kararlarını değerlendirirken kullandığı önemli ölçütlerden biri hâline gelebilir.
Bununla birlikte, her onay ihtiyacının çocuklukta yaşanan deneyimlerle açıklanması doğru değildir. Eleştirilme korkusu, sosyal kaygı, düşük öz güven, geçmişte yaşanan olumsuz ilişkiler veya kişinin içinde bulunduğu güncel koşullar da bu örüntüde rol oynayabilir.
Burada önemli olan, kişinin geçmişini tek bir nedene bağlamak değil; bugün hangi durumlarda onay aradığını, ne hissettiğini ve bu davranışın kendisine ne sağladığını anlamaktır.
Onay arayışı neden kısa süreli rahatlama sağlar?
Bir kararınızdan şüphe duyduğunuzu düşünün. Bir yakınınıza danışıyor ve ondan “Bence doğru yapıyorsun, endişelenmene gerek yok” yanıtını alıyorsunuz. Bir anda rahatlıyorsunuz. Kaygınız azalıyor ve kararınız daha güvenli görünmeye başlıyor.
Bu rahatlama, tekrar tekrar onay arama davranışının sürmesinde etkili olabilir.
Bir sonraki kararda yine kuşku duyduğunuzda, daha önce işe yarayan yönteme başvurmak isteyebilirsiniz. Yeniden birine danışır, güvence arar veya farklı kişilerin aynı şeyi söylemesini bekleyebilirsiniz. Her seferinde geçici bir rahatlama yaşasanız da kendi değerlendirmenize güvenerek karar verme fırsatınız azalabilir.
Böylece bir döngü ortaya çıkabilir:
- Kişi bir karar verir ve kuşku duymaya başlar.
- Yanlış yapmaktan veya eleştirilmekten kaygılanır.
- Bir başkasından onay ya da güvence ister.
- Onay aldığında geçici olarak rahatlar.
- Yeni bir kuşku ortaya çıktığında yeniden onay arar.
Bu döngüde sorun, birinden fikir almak değildir. Sorun, kişinin rahatlayabilmek için tekrar tekrar dışarıdan güvenceye ihtiyaç duymaya başlamasıdır.
Zamanla kişi, kendi kararını değerlendirmek için gerekli düşünme ve belirsizliğe dayanma alanını daha az kullanabilir. Başkalarının desteği değerli olmaya devam eder; ancak bu destek kişinin kendi değerlendirmesinin yerini almaya başladığında karar vermek daha zor hâle gelebilir.
İlişkilerde sürekli onay ihtiyacı nasıl görünür?
Onay ihtiyacı yalnızca iş, eğitim veya günlük seçimlerle sınırlı değildir. Yakın ilişkilerde de farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.
Bir kişi, partnerinin kendisine kızıp kızmadığını sürekli kontrol edebilir. Bir mesajına geç yanıt geldiğinde yanlış bir şey yapıp yapmadığını düşünebilir. Söylediği bir sözün karşı tarafı rahatsız etmiş olabileceğini düşünerek tekrar tekrar açıklama yapabilir veya karşısındaki kişiden ilişkinin iyi olduğuna dair güvence isteyebilir.
Benzer biçimde, arkadaşlık ilişkilerinde kendi isteğini ifade etmekten kaçınabilir. Bir buluşmaya katılmak istemediği hâlde hayır derse karşı tarafın kendisini bencil bulacağından endişelenebilir. Kendi ihtiyacını dile getirmek yerine diğer kişinin memnuniyetini önceliklendirebilir.
Bu davranışların altında bazen reddedilme, sevilmeme, yanlış anlaşılma veya ilişkide sorun çıkması korkusu bulunabilir. Kişi başkalarının tepkilerini kontrol ederek ilişkisini güvence altına almaya çalışıyor olabilir.
Ancak diğer insanların ne hissedeceğini ve nasıl tepki vereceğini bütünüyle kontrol etmek mümkün değildir. Üstelik sürekli uyum sağlamak, zamanla kişinin kendi isteklerini geri plana atmasına ve ilişkilerde kendisini yeterince ifade edememesine neden olabilir.
Sağlıklı ilişkilerde fikir alışverişi ve karşılıklı değerlendirme önemlidir. Bununla birlikte, kişinin kendi düşüncesini ifade edebilmesi, gerektiğinde farklı düşünebilmesi ve her anlaşmazlığı bir reddedilme işareti olarak yorumlamaması da önem taşır.
Kendi kararlarıma güvenmeyi nasıl geliştirebilirim?
Sürekli onay arama alışkanlığını değiştirmek, bir daha kimseye danışmamak veya bütün kararları tek başına vermek anlamına gelmez. Amaç, başkalarının görüşlerinden yararlanırken kendi değerlendirmene de yer açabilmektir.
1. Karar vermeden önce kendi fikrini belirle.
Bir konuda başkasına danışmadan önce kendine şu soruları sorabilirsin: “Ben aslında ne istiyorum?”, “Benim için önemli olan ne?” ve “Hangi seçeneği hangi gerekçeyle daha uygun buluyorum?”
Böylece başka birinin görüşünü dinlediğinde kendi düşünceni tamamen bir kenara bırakmak yerine iki değerlendirmeyi karşılaştırabilirsin.
2. Her karar için kesinlik arama.
Bazı kararların bütün sonuçlarını önceden bilmek mümkün değildir. Küçük bir seçim yaparken bile yüzde yüz emin olmayı beklemek, karar verme sürecini gereksiz yere uzatabilir.
Kendine “Bu kararın kusursuz olduğundan emin miyim?” diye sormak yerine “Mevcut bilgilerim ve koşullarım doğrultusunda makul bir karar veriyor muyum?” diye sorabilirsin.
3. Küçük kararları kendi başına vermeyi dene.
Günlük hayatta düşük riskli seçimlerle başlayabilirsin. Bir planı nasıl yapmak istediğine karar vermek, boş zamanını nasıl değerlendireceğini seçmek veya küçük bir alışverişte kendi ihtiyaçlarını ölçüt almak buna örnek olabilir.
Buradaki amaç, kendini başkalarından tamamen bağımsız olmaya zorlamak değil; kendi kararlarını verebildiğini deneyimlemektir.
4. Onay arama isteği geldiğinde kısa bir süre bekle.
Birine hemen danışmak istediğinde kendine biraz zaman tanıyabilirsin. Önce kendi düşünceni yazabilir, seçeneklerini değerlendirebilir ve gerçekten dışarıdan bilgiye mi ihtiyaç duyduğunu, yoksa yalnızca rahatlamak mı istediğini fark etmeye çalışabilirsin.
Elbette sağlık, güvenlik, maddi risk veya önemli sonuçlar içeren konularda güvenilir kişilerden ya da uzmanlardan destek almak son derece değerlidir. Buradaki amaç gerekli desteği reddetmek değil, her kuşkuda otomatik olarak onay aramadan önce kendi değerlendirmene de fırsat vermektir.
5. Yanlış karar vermeye ilişkin düşüncelerini gözden geçir.
Bir kararın beklediğin gibi sonuçlanmadığında kendine nasıl yaklaştığına dikkat et. “Nasıl böyle bir hata yaptım?” demek yerine “Bu kararı verirken hangi bilgilere sahiptim ve şimdi ne öğrendim?” diye sormayı deneyebilirsin.
Bir seçimin olumsuz sonuçlanması, kendinle ilgili genel ve sert bir yargıya varmanı gerektirmez. Deneyimlerden öğrenmek, her zaman doğru karar vermeye çalışmaktan daha işlevsel olabilir.
Psikolojik danışmanlık sürecinde onay ihtiyacı nasıl ele alınır?
Sürekli onay ihtiyacı kişinin karar vermesini zorlaştırıyor, ilişkilerini etkiliyor veya günlük yaşamında yoğun kaygıya neden oluyorsa psikolojik danışmanlık süreci bu örüntüyü anlamak ve değiştirmek için bir alan sağlayabilir.
Süreçte kişinin özellikle hangi durumlarda onay aradığı, onay alamadığında ne düşündüğü ve hissettiği, başkalarının tepkilerine ne anlam yüklediği ele alınabilir. Örneğin “Yanlış karar verirsem yetersiz olduğum ortaya çıkar” veya “Birisi benden memnun değilse mutlaka yanlış bir şey yapmışımdır” gibi düşünceler varsa bunların nasıl geliştiği ve bugün kişiyi nasıl etkilediği incelenebilir.
Bilişsel davranışçı terapi gibi yaklaşımlarda kişinin otomatik düşüncelerini fark etmesi, bu düşünceleri kanıtlar doğrultusunda değerlendirmesi ve farklı davranış biçimlerini denemesi üzerinde çalışılabilir. İhtiyaca göre hata yapma korkusu, öz güven, sınır koyma ve belirsizliğe tahammül etme gibi konular da ele alınabilir.
Buradaki hedef kişinin başkalarının görüşlerini önemsememesi değildir. Kendi ihtiyaçlarını ve değerlerini dikkate alabilmesi, farklı görüşlerle karşılaştığında kendi değerlendirmesini bütünüyle geçersiz saymaması ve kararlarının sorumluluğunu daha fazla üstlenebilmesidir.
Her bireyin onay ihtiyacının nedenleri ve günlük yaşamına etkileri farklı olabileceğinden, psikolojik danışmanlık süreci de kişinin kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirilir.
Başkalarının onayına ihtiyaç duymadan da karar verebilmek
Başkalarının ne düşündüğünü önemsemek insan olmanın doğal bir parçasıdır. Hepimiz zaman zaman desteğe, görüşe ve güvenceye ihtiyaç duyabiliriz. Önemli olan, bu ihtiyacın kendi düşüncelerimizi duymamızı engelleyecek kadar belirleyici hâle gelip gelmediğini fark edebilmektir.
Kendi kararlarına güvenmek, her durumda haklı olduğuna inanmak veya kimsenin fikrine ihtiyaç duymamak değildir. Bazen yanılabileceğini, bazı seçimlerinden memnun kalmayabileceğini ve gerektiğinde kararlarını değiştirebileceğini kabul etmektir.
Belki de kendine şu soruyu sormakla başlayabilirsin: “Başkalarının ne düşündüğünü bilmeseydim, ben bu konuda ne düşünürdüm?”
Bu sorunun cevabı her zaman hemen gelmeyebilir. Kendi isteklerini fark etmek, başkalarının beklentilerinden ayırmak ve kararlarına güven geliştirmek zaman alabilir.
Ancak her kararın başkaları tarafından onaylanması gerekmediğini fark ettikçe, kendi değerlendirmene de daha fazla yer açabilirsin. Çünkü başkalarının görüşleri yolunu aydınlatabilir; fakat hangi yöne ilerlemek istediğini anlamak için kendi sesini de duyabilmen gerekir.
Categories
Get support on this topic
Browse professionals working on this topic and book an online or in-person session.

