Nefretin Görmemize İzin Vermedikleri

Nefretin Görmemize İzin Vermedikleri
Bir insana öfkelenmekle ondan nefret etmek aynı şey midir?
Bazen birinin davranışlarına kızar, söylediklerinden incinir ya da yaptıklarını kabul etmekte zorlanırız. Ancak nefret, bütün bunlardan daha derine yerleşen bir duygudur. Çünkü öfke çoğu zaman bir davranışa yönelirken nefret, kişinin varlığına yönelir.
Öfkelendiğimizde karşımızdaki insanın değişebileceğine dair içimizde hâlâ bir ihtimal vardır. Nefret ettiğimizde ise o ihtimal giderek ortadan kalkar.
Artık mesele onun ne yaptığı değil, kim olduğudur.
Belki de nefretin en tehlikeli yanı budur: İnsanın yalnızca karşısındakine değil, başka ihtimallere de kapılarını kapatması.
Nefret çoğu zaman kendiliğinden ortaya çıkmaz. Bazen tekrar eden hayal kırıklıklarının, bazen uğradığımız haksızlıkların, bazen de derinden incinmiş bir benliğin içerisinde büyür. Özellikle aşağılandığımız, ihanete uğradığımız ya da kendimizi güçsüz hissettiğimiz deneyimlerde, karşımızdaki insanı yalnızca bize zarar veren biri olarak değil, bütünüyle kötü biri olarak görmeye başlayabiliriz.
Ve zamanla o insanın yaptığı her şey, zihnimizde oluşturduğumuz bu düşünceyi doğrulayan bir kanıta dönüşebilir.
Çünkü nefret, çoğu zaman anlamaya çalışmaz. Yargılar, kesinleştirir ve kapatır.
İşin ilginç tarafı, nefretin insana zaman zaman bir güç hissi de verebilmesidir. Özellikle kendimizi çaresiz, incinmiş ya da tehdit altında hissettiğimizde nefret, karmaşık duygularımızı tek bir noktada toplayabilir. Kime kızgın olduğumuzu, kimi suçladığımızı ve kimden uzak durmamız gerektiğini bildiğimizi düşünürüz.
Belirsizlik yerini kesinliğe bırakır.
Fakat bu kesinlik her zaman gerçeği gördüğümüz anlamına gelmez. Bazen yalnızca başka bir gerçeği görmeye tahammül edemediğimiz anlamına gelir.
Nefretin insanı en çok sınırlandırdığı yer de burasıdır. Çünkü nefret ettiğimiz kişiyi anlamaya çalışmak, onun yaptıklarını haklı bulmak değildir. Ancak nefretin içerisinde çoğu zaman bu ayrımı yapacak alanı bile kendimize tanımayız.
Oysa bir insanın davranışlarını anlamakla o davranışları kabul etmek birbirinden oldukça farklıdır.
Öfke bazen konuşmaya, yüzleşmeye ve değişime kapı aralar. Nefret ise çoğu zaman o kapının ardında ne olduğunu görmeyi bile reddeder.
Belki de bu yüzden nefret, yalnızca yöneldiği kişiyi değil, onu taşıyan insanı da sınırlandırır. Zihnimizde sürekli aynı yargıları tekrar ederken, farkında olmadan kendi duygusal dünyamızı da daraltabiliriz.
Bir süre sonra karşımızdaki insanın kim olduğundan çok, bizim ona yüklediğimiz anlamla yaşamaya başlarız.
Peki, nefret ettiğimiz birinden gerçekten uzaklaşmış mı oluruz? Yoksa zihnimizde ona daha fazla yer mi açarız?
Belki de üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele budur.
Çünkü bazen birinden uzaklaşabilmek için ona nefret duymamız gerekmez. Yaşadığımızı anlamlandırmak, sınırlarımızı korumak ve o insanın hayatımızdaki yerini değiştirmek de mümkündür.
Nefret kapıları kapatır. Ancak o kapının kapanması, her zaman içeride kalan duyguların da sona erdiği anlamına gelmez.
Ve belki de nefretin gücünü kaybetmeye başladığı yer, karşımızdaki insanın değişmesi değil; bizim artık ona karşı hissettiğimiz duygunun içerisinde yaşamayı bırakabilmemizdir.
Kaynakça
Fischer, A., Halperin, E., Canetti, D., & Jasini, A. (2018). Why we hate. Emotion Review, 10(4), 309–320.
Sternberg, R. J. (2003). A duplex theory of hate: Development and application to terrorism, massacres, and genocide. Review of General Psychology, 7(3), 299–328.
Halperin, E. (2008). Group-based hatred in intractable conflict in Israel. Journal of Conflict Resolution, 52(5), 713–736.

