Korktuğum Şeylerin Başıma Gelmesine Ben mi Neden Oluyorum?

İrem Gerdan

İrem Gerdan

Psikolog
August 21, 2026
Psikoloji
2 Görüntülenme
Korktuğum Şeylerin Başıma Gelmesine Ben mi Neden Oluyorum?

Bazen bir şeyden uzun süre korkarız ve sonunda tam da korktuğumuz şey gerçekleştiğinde aklımızdan şu düşünce geçer: “Ben zaten bunun olacağını biliyordum.” Bir ilişkide terk edilmekten korkarken partnerimizin giderek uzaklaştığını fark edebilir, başarısız olmaktan endişe ederken gerçekten istediğimiz sonucu alamayabilir ya da insanların bizi sevmeyeceğini düşünürken sosyal çevremizde kendimizi yalnız bulabiliriz. Böyle durumlarda yaşananlar, geleceği önceden gördüğümüzü düşündürebilir. Oysa bazen mesele geleceği tahmin etmek değil, korkularımızın farkında olmadan davranışlarımızı etkilemesi ve bu davranışların da yaşadığımız sonuçlara katkıda bulunmasıdır.

Psikolojide bu durum “kendini gerçekleştiren kehanet” kavramıyla açıklanabilir. Kendini gerçekleştiren kehanet, kişinin bir durumun nasıl sonuçlanacağına ilişkin güçlü bir beklenti geliştirmesi, bu beklenti doğrultusunda davranmaya başlaması ve sonunda yaşanan sonucun başlangıçtaki inancı destekler hale gelmesi anlamına gelir. Buradaki önemli nokta, düşüncelerin tek başına olayları sihirli biçimde meydana getirmediğidir. “Kötü düşünürsen kötü şeyler olur” gibi bir yaklaşım psikolojik açıdan doğru değildir. Asıl mesele, beklentilerimizin nasıl davrandığımızı, nelere dikkat ettiğimizi ve çevremizden gelen bilgileri nasıl yorumladığımızı etkileyebilmesidir.

Örneğin terk edilmekten yoğun biçimde korkan bir kişi düşünelim. İlişkisinin başlarında her şey yolunda olsa bile zaman zaman “Nasıl olsa sonunda beni bırakacak.” düşüncesine kapılıyor olabilir. Bu düşünce yalnızca zihinde kalmayabilir. Partnerinin mesajına biraz geç cevap vermesini ilgisinin azaldığı şeklinde yorumlayabilir, sık sık ilişkinin iyi olup olmadığını sormaya başlayabilir, sürekli güvence isteyebilir veya karşı tarafın sevgisini sınayan davranışlarda bulunabilir. Bazı kişiler ise terk edilmeden önce kendileri uzaklaşmayı tercih ederek duygusal olarak geri çekilebilir.

Başlangıçta bütün bu davranışların amacı aslında kişinin kendisini korumasıdır. Sürekli güvence almak terk edilme korkusunu azaltmaya, kontrol etmek belirsizliği ortadan kaldırmaya veya uzaklaşmak olası bir kaybın acısından korunmaya hizmet ediyor olabilir. Ancak zamanla partner sürekli sorgulanmaktan veya ilişkinin sürekli test edilmesinden yorulabilir. Aradaki iletişim bozulabilir ve gerçekten bir mesafe oluşmaya başlayabilir. Bunun sonucunda kişi “Gördün mü, zaten beni bırakacağını biliyordum.” diyebilir. Oysa ortaya çıkan sonuç yalnızca başlangıçtaki korkunun doğruluğunu değil, bu korkunun ilişki içerisinde oluşturduğu davranış döngüsünü de yansıtıyor olabilir.

Benzer bir süreç sosyal ilişkilerde de görülebilir. Bir kişi “İnsanlar beni sevmez.” ya da “Bir ortama girersem kimse benimle konuşmak istemez.” düşüncesine güçlü biçimde inanıyorsa yeni insanlarla tanışırken daha sessiz, mesafeli veya gergin davranabilir. Sohbete katılmak için fırsat çıktığında geri çekilebilir, göz teması kurmakta zorlanabilir veya karşısındaki kişinin nötr bir davranışını reddedilme olarak yorumlayabilir. Çevresindeki insanlar da onun mesafeli olduğunu düşünerek daha az yaklaşabilir. Sonunda kişi, “Zaten kimse benimle yakınlaşmak istemiyor.” sonucuna ulaşabilir.

Başarıyla ilgili korkular da benzer şekilde çalışabilir. “Bu sınavdan kesin kalacağım.”, “Bu işi yapabilecek kadar iyi değilim.” veya “Nasıl olsa başarısız olacağım.” düşünceleri bazen kişiyi daha fazla çalışmaya motive etmek yerine kaçınmaya sürükleyebilir. Başarısızlık ihtimali o kadar rahatsız edici hale gelir ki kişi çalışmayı erteler, göreve başlamaktan kaçınır veya kendisini yeterince hazırlamaz. Sonuç beklendiği kadar iyi olmadığında ise “Ben zaten yapamayacağımı biliyordum.” düşüncesi daha da güçlenir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta, zihnimizin inandığımız düşünceleri destekleyen bilgileri daha kolay fark edebilmesidir. Bir kişi kendisinin değersiz olduğuna inanıyorsa aldığı on iltifatı görmezden gelip tek bir eleştiri üzerinde saatlerce düşünebilir. “Kimse beni önemsemiyor.” düşüncesine sahip biri, arkadaşlarının yanında olduğu pek çok anı sıradan kabul ederken bir telefonuna geç dönülmesini güçlü bir kanıt olarak görebilir. Böylece kişinin zihni mevcut inancı destekleyen örnekleri toplarken onunla çelişen bilgileri geri plana atabilir.

Bu durum, yaşanan her olumsuzluğun kişinin kendi davranışından kaynaklandığı anlamına gelmez. İnsanlar gerçekten terk edilebilir, reddedilebilir, başarısız olabilir veya beklemediği kötü deneyimler yaşayabilir. Başka insanların kararları üzerinde tam kontrolümüz yoktur ve hayatta birçok olay bizim davranışlarımızdan bağımsız olarak gerçekleşir. Bu nedenle kendini gerçekleştiren kehanet kavramını “Başına gelen her kötü şeyi sen yarattın.” şeklinde yorumlamak hem yanlış hem de kişiyi gereksiz yere suçlayıcı olur.

Daha faydalı olan soru şudur: “Bu sonucun oluşmasında benim korkum davranışlarımı nasıl etkilemiş olabilir?”

Bu soruyu sormak kişinin kendisini suçlaması için değil, kontrol edebileceği alanları fark etmesi için önemlidir. Çünkü korkunun davranışlarımız üzerindeki etkisini görebildiğimizde döngüyü değiştirmek için de bir alan açılır.

Kendini gerçekleştiren kehanet döngülerinin güçlü olmasının nedenlerinden biri, kişinin yaptığı bazı davranışları “korunma yöntemi” olarak görmesidir. Partnerini kontrol etmek, bir ortamda konuşmamak, insanlardan önce uzaklaşmak, başarısız olmamak için hiç denememek veya bir hata yapmamak için karar vermeyi sürekli ertelemek kısa vadede kaygıyı azaltabilir. Fakat uzun vadede kişinin korktuğu ihtimali daha da güçlendirebilir.

Örneğin, eleştirilmekten korkan bir kişi fikirlerini söylememeyi seçebilir. Böylece eleştiriden korunur ancak aynı zamanda kendi düşüncelerinin kabul edildiğini deneyimleme fırsatını da kaybeder. Zamanla “Ben zaten kendimi ifade edemiyorum.” düşüncesi güçlenebilir. Benzer biçimde reddedilmekten korktuğu için insanlara yaklaşmayan biri, kabul edilme deneyimini de yaşayamaz. Kişi korktuğu durumdan kaçtıkça korkusunun yanlış olabileceğini gösterecek yeni deneyimlere ulaşması zorlaşır.

Bu nedenle bazen kişinin kendisine yalnızca “Neden böyle düşünüyorum?” diye sorması yeterli olmayabilir. “Bu düşünceye inandığımda ne yapıyorum?” sorusu daha fazla bilgi verebilir.

“Beni terk edecek.” dediğimde daha fazla mı kontrol ediyorum?

“Kimse beni sevmez.” dediğimde insanlardan uzak mı duruyorum?

“Başaramayacağım.” düşündüğümde başlamayı mı erteliyorum?

“Yanlış bir karar vereceğim.” dediğimde sürekli başkalarından onay mı istiyorum?

“Bana kızdı.” düşündüğümde karşı tarafın ne hissettiğini sormak yerine kendimi geri mi çekiyorum?

Bu davranışları fark etmek, kişinin kendi döngüsünü anlamasının önemli bir parçasıdır.

Kendini gerçekleştiren kehanetin bir başka yönü de geçmiş deneyimlerimizle ilgilidir. Daha önce terk edilmiş, yoğun biçimde eleştirilmiş, güveni kırılmış veya sosyal ortamda dışlanmış biri gelecekte benzer bir durumun tekrar yaşanacağına dair daha güçlü beklentiler geliştirebilir. Zihin geçmişte yaşanan acı verici bir deneyimi tekrar yaşamamak için sürekli tehlike aramaya başlayabilir.

Bu aslında anlaşılır bir korunma çabasıdır. Daha önce incinmiş olan kişi, aynı şeyi tekrar yaşamamak için işaretleri erkenden görmek ister. Ancak zamanla “tehlikeyi önceden yakalamaya çalışma” hali kişinin nötr durumları bile tehdit olarak yorumlamasına neden olabilir. Geçmişte yaşanan bir deneyim, bugünkü ilişkilerin veya durumların nasıl değerlendirildiğini etkilemeye başlayabilir.

Özellikle yakın ilişkilerde bu durum çok belirgin olabilir. Önceki ilişkisinde aldatılmış biri yeni partnerinin davranışlarını daha yakından takip edebilir. Partnerinin telefonda uzun süre kalması veya bir arkadaşından bahsetmesi, geçmişteki deneyim nedeniyle olduğundan daha tehdit edici algılanabilir. Kişi kontrol ederek kendisini güvende tutmaya çalışırken ilişkide yeni bir güven probleminin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Bu noktada amaç kişinin kendisine “Bir daha hiçbir şeyden korkmamalıyım.” demesi değildir. Korkularımızın tamamen ortadan kalkması gerekmez. Önemli olan, korkuyu bir gerçeklik kanıtı olarak görmek yerine bir duygu ve düşünce olarak değerlendirebilmektir.

“Beni terk edecekmiş gibi hissediyorum.” ile “Beni terk edecek.” arasında önemli bir fark vardır.

“Başarısız olmaktan korkuyorum.” ile “Kesin başarısız olacağım.” aynı şey değildir.

“İnsanların beni sevmemesinden endişeleniyorum.” demek, gerçekten kimsenin sizi sevmeyeceği anlamına gelmez.

Düşüncelerimiz bize oldukça gerçek gelebilir; ancak bir düşüncenin güçlü hissedilmesi onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.

Bu döngüyü fark etmeye başladığımızda beklenti ile gerçekliği birbirinden ayırmak mümkün hale gelir. “Şu anda elimde hangi kanıtlar var?”, “Bunun gerçekleşeceğini düşündüren gerçek bir durum mu var, yoksa geçmişte yaşadığım bir şey mi beni tetikliyor?”, “Kendimi korumak için yaptığım davranış aslında korkumu daha mı fazla besliyor?” gibi sorular bu ayrımı yapmayı kolaylaştırabilir.

Bazen kişinin korktuğu sonucun gerçekleşmemesi için yaptığı şey, tam tersine o ihtimali güçlendiren davranış olabilir. Bu farkındalık ilk başta rahatsız edici gelebilir; fakat aynı zamanda umut vericidir. Çünkü kişinin etkileyebildiği bir davranış varsa, değiştirebileceği bir alan da vardır.

Terapi sürecinde kendini gerçekleştiren kehanet döngüleri ele alınırken kişinin yalnızca olumsuz düşüncelerini değiştirmesi hedeflenmez. Bu düşüncelerin nereden geldiği, hangi durumlarda daha fazla ortaya çıktığı, kişinin davranışlarını nasıl etkilediği ve hangi sonuçlarla güçlendiği birlikte incelenebilir. Özellikle uzun süredir tekrar eden ilişki, güven, başarı veya özdeğer problemlerinde bu döngüleri fark etmek önemli bir çalışma alanı olabilir.

Kişi zamanla korkularıyla hareket etmek yerine mevcut durumu daha gerçekçi değerlendirmeyi, farklı davranışları deneyebilmeyi ve eski beklentilerinin dışında yeni deneyimler yaşayabilmeyi öğrenebilir. Böylece “Zaten hep böyle oluyor.” dediği bazı durumların aslında değişmez olmadığını fark edebilir.

Korktuğunuz bir şeyin gerçekleşmesi, onu düşünerek başınıza getirdiğiniz anlamına gelmez. Fakat korkularımız bazen dünyayı nasıl yorumladığımızı ve nasıl davrandığımızı sandığımızdan daha fazla etkileyebilir. Bu nedenle sürekli tekrar eden bir sonuçla karşılaşıyorsanız yalnızca “Neden hep benim başıma geliyor?” diye sormak yerine, “Bu durum ortaya çıkmadan önce ben ne düşünüyor, ne hissediyor ve nasıl davranıyorum?” sorusuna da bakmak döngüyü anlamak için önemli bir başlangıç olabilir.

Olumsuz beklenti
kendini gerçekleştiren kehanet
kaygı
korku
güven problemi
özdeğer
aşırı düşünme
terk edilme korkusu
başarısızlık korkusu
ilişki kaygısı
kaçınma
ilişki örüntüleri
döngü
bireysel terapi
online terapi

Categories

Get support on this topic

Browse professionals working on this topic and book an online or in-person session.