Bir Erteleme Meselesi

"Yapacağım ama biraz sonra."
Bazen ertelemek yalnızca zaman yönetimiyle ilgili bir mesele gibi görünür. Yapılması gereken bir iş vardır, yapılması gerektiğini biliriz, hatta yapmadığımız için kendimizi suçlarız; yine de bir türlü başlayamayız. Son teslim tarihi yaklaşınca kaygı artar, kendimize kızarız, bir daha böyle olmayacağına söz veririz. Fakat benzer bir durum başka bir zaman yeniden ortaya çıkar.
Ertelemenin yalnızca tembellik ya da disiplinsizlik olarak görülmesi, bu davranışın ardındaki ruhsal dinamikleri gözden kaçırabilir. Çünkü bazı durumlarda insan yapmak istemediği için değil, yapmakla birlikte ortaya çıkacak duygudan kaçınmak için erteler.
Bir işe başlamak; başarısız olma, yetersiz kalma, eleştirilme ya da beklentiyi karşılayamama ihtimalini de beraberinde getirebilir. Özellikle kişinin kendisinden yüksek beklentileri varsa, başlamamak bazen başarısız olmaktan daha güvenli gelebilir. Henüz başlamadığımız sürece yeterince iyi olup olmadığımızla yüzleşmek zorunda kalmayız. İş tamamlanmadığı için başarısız olduğumuz da söylenemez. Böylece erteleme, farkında olmadan kişinin benlik değerini koruyan bir savunmaya dönüşebilir.
Bazen de ertelediğimiz şeyin kendisi değil, onun temsil ettiği anlamdır. Bir telefon görüşmesini yapmak, bir başvuru göndermek, bir konuşmayı başlatmak ya da bir karar vermek dışarıdan oldukça basit görünebilir. Ancak kişinin iç dünyasında bunların her biri reddedilme, sorumluluk alma, ayrılma, bağımsızlaşma veya bir şeyleri geri dönüşsüz biçimde değiştirme anlamına gelebilir. Bu durumda "Neden bunu yapamıyorum?" sorusunun cevabı yapılacak işin zorluğunda değil, o işin kişide uyandırdığı duyguda saklı olabilir.
Erteleme bazen de kontrolle ilişkilidir. Bir şeyi son ana bırakmak, kişinin zaman üzerinde hâlâ kendisine ait bir alan olduğunu hissetmesini sağlayabilir. Başkalarının beklentileri, işin yapılması gereken zamanı ya da sorumlulukların baskısı arttıkça kişi farkında olmadan erteleyerek kendisine küçük bir özgürlük alanı yaratabilir. "Henüz yapmadım çünkü istemiyorum." diyebilmek, bazen "Benden sürekli bir şey bekleniyor." duygusuna karşı sessiz bir direnç hâline gelebilir.
Bu nedenle ertelemenin içinde bazen yalnızca kaçınma değil, ifade edilmemiş bir öfke de bulunabilir. Özellikle kişinin hayır demekte zorlandığı, sınırlarını açıkça ifade edemediği ilişkilerde bu daha belirgin olabilir. Sözel olarak "Tamam, yaparım." denir; fakat davranış bunu sürekli geciktirir. Kişi açıkça karşı çıkamadığı bir talebe, erteleme yoluyla bilinçdışı bir şekilde direniyor olabilir.
Bununla birlikte erteleme her zaman büyük bir çatışmanın işareti değildir. Zaman zaman yorgunluk, dikkat dağınıklığı, motivasyon kaybı veya işin gerçekten zor olması gibi oldukça gündelik nedenlerle de ortaya çıkabilir. Önemli olan, ertelemenin hayatımızda tekrar eden bir örüntü hâline geldiğinde ona biraz daha yakından bakabilmektir.
Örneğin bazı insanlar yalnızca önemsedikleri şeyleri erteler. Önemsiz işlerini kolaylıkla yaparken gerçekten değer verdikleri bir projeye, ilişkiye ya da karara başlayamazlar. Burada başarısızlık korkusu kadar başarı korkusu da rol oynayabilir. Çünkü bir şeyi gerçekten istemek, onu kaybetme ihtimalini de gerçek hâle getirir. Başlamak, yalnızca "başarabilirim" ihtimalini değil, "başaramayabilirim" ihtimalini de beraberinde getirir.
Bazen ise kişi erteleyerek kendisini idealize edilmiş bir gelecekte tutar. "Bir gün başlayacağım." düşüncesi, henüz gerçekleştirilmemiş bir potansiyelin korunmasını sağlar. Başlamadığımız sürece nasıl biri olabileceğimize dair hayalimiz bozulmaz. Henüz yazılmamış kitap mükemmel olabilir, henüz başlanmamış proje kusursuz olabilir, henüz alınmamış kararın sonucu her zaman istediğimiz gibi olabilir. Gerçeklik ise bunların hepsini sınar.
Bu nedenle ertelemenin altında bazen mükemmeliyetçilik ile gerçeklik arasındaki çatışma bulunabilir. İnsan bir şeyi kusursuz yapamayacağını düşündüğünde, hiç başlamamak daha güvenli bir seçenek hâline gelir. Fakat bu güvenlik kısa sürer. İş ertelendikçe suçluluk artar, suçluluk arttıkça işe başlamak daha zor hâle gelir ve böylece bir döngü oluşur: erteleme, suçluluk, kaygı, daha fazla kaçınma ve yeniden erteleme.
Psikodinamik psikoterapide bu döngüyü yalnızca kırılması gereken kötü bir alışkanlık olarak ele almak yerine, onun kişinin ruhsal dünyasında ne işe yaradığını anlamaya çalışmak önemlidir. "Neden erteliyorsun?" sorusunun yanında "Başlarsan ne olacağından korkuyorsun?" veya "Bunu yaparsan hayatında ne değişecek?" gibi sorular da anlam kazanır.
Çünkü bazen ertelediğimiz şey bir iş değildir. Bir karar, bir ayrılık, bir yüzleşme, bir başlangıç ya da kendi hayatımızın sorumluluğunu alma ihtimalidir.
Ve belki de bazı ertelemelerin ardında tembellik değil, henüz hazır olmadığımız bir gerçekle karşılaşmaktan kaçınmak vardır.
Kategoriler
Bu konuda destek alın
Yazının konusuyla çalışan uzmanları inceleyip online veya yüz yüze randevu alabilirsiniz.

