Yakınlık İsterken Neden Geri Çekiliriz?

Deniz Beren Kılıçlı
23 Ağustos 2026
Psikoloji
27 Görüntülenme
Yakınlık İsterken Neden Geri Çekiliriz?

Yakınlık İsterken Neden Geri Çekiliriz?

Bir insan bir ilişkiyi gerçekten isteyebilir, sevebilir, yakınlık kurmaya ihtiyaç duyabilir; fakat ilişki derinleşmeye başladığında aynı yakınlıktan uzaklaşma ihtiyacı da hissedebilir.

İlişkinin başlangıcında oldukça ilgili olan biri, karşısındaki kişinin hayatında daha önemli bir yer edinmeye başladığını fark ettiğinde geri çekilebilir. Partnerinin beklentilerini fazla bulabilir, daha fazla yalnız kalmak isteyebilir, duygusal konuşmalardan kaçınabilir veya ilişkinin içerisinde kendisini “sıkışmış” hissetmeye başlayabilir.

Dışarıdan bakıldığında bütün bunları “bağlanma korkusu” olarak tanımlamak oldukça kolaydır.

Ancak bazen asıl soru “Bu kişi neden bağlanmak istemiyor?” değil;

“Bu kişi bağlandığında ne olacağından neden bu kadar endişe ediyor?” olabilir.

Yakınlığı İlk Nerede Öğreniyoruz?

Bir yetişkin olarak romantik ilişkilerimizde yakınlıkla ne yaptığımızı anlayabilmek için, yakınlığı ilk olarak nerede deneyimlediğimize bakmak önemlidir.

Çocuk dünyaya geldiğinde yoğun duygularını tek başına düzenleyebilecek kapasiteye sahip değildir. Korktuğunda, huzursuz olduğunda, canı acıdığında veya bir ihtiyacı olduğunda bakım verenine yönelir.

Bu tekrar eden deneyimler içerisinde çocuk yalnızca ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmayacağını öğrenmez. Aynı zamanda ilişkiler hakkında bazı temel beklentiler geliştirmeye başlar:

“Birine ihtiyaç duyduğumda ne olur?”

“Yaklaştığımda karşılık bulur muyum?”

“Üzüldüğümde biri benimle kalabilir mi?”

“Birine ihtiyaç duymak güvenli midir?”

Bakım verenin ulaşılabilir, duyarlı ve çocuğun ihtiyacına uygun biçimde karşılık verebildiği deneyimlerde çocuk, yakınlığın zorlandığında başvurabileceği güvenli bir alan olabileceğini öğrenebilir.

Fakat bakım veren sıklıkla duygusal olarak ulaşılmaz, tepkisiz veya reddedici olduğunda çocuk farklı bir şey öğrenebilir:

“İhtiyaç duyduğumda karşılık alamayabilirim.”

Benzer şekilde bakım veren aşırı müdahaleci olduğunda, çocuğun alanına ve sınırlarına yeterince yer bırakmadığında yakınlık bu kez yalnızca güven veren değil, bunaltıcı bir deneyim olarak da kodlanabilir.

Böylece çocuk zaman içerisinde kendisini koruyabilmek için ihtiyacını daha az göstermeyi, kendi kendine yetmeye çalışmayı veya yakınlık arttığında geri çekilmeyi öğrenebilir.

Bu noktada önemli olan şudur: Bunlar çocuğun bilinçli olarak aldığı kararlar değildir. İçinde bulunduğu ilişkide kendisini koruyabilmek ve duygularını düzenleyebilmek için geliştirdiği ilişki stratejileridir.

Çocuklukta Öğrenilen Bir Strateji Yetişkin İlişkisine Nasıl Taşınır?

Çocuklukta işe yarayan bir strateji, yetişkinlikte romantik ilişkilerde yeniden ortaya çıkabilir.

Çocukken ihtiyaç duyduğunda karşılık alamamayı öğrenmiş biri, yetişkin olduğunda partnerine ihtiyaç duyduğunu göstermekte zorlanabilir.

Çocukken yakınlığın beraberinde fazla müdahale getirdiğini deneyimleyen biri, yetişkin ilişkisinde partnerinin sıradan yakınlık taleplerini bile zaman zaman “üzerime geliyor” şeklinde algılayabilir.

Duygusal ihtiyaçlarının karşılanmayacağı beklentisini geliştirmiş biri, ilerleyen yıllarda “Ben kimseye ihtiyaç duymam” diyerek ilişkilerinde güçlü bir bağımsızlık alanı oluşturabilir.

Böylece bugün partnerle yaşanan bir durum, yalnızca bugünkü ilişkinin koşulları üzerinden deneyimlenmeyebilir.

Partner “Biraz daha konuşabilir miyiz?” dediğinde kişi yalnızca bir konuşma talebi duymayabilir; bunu kendisinden fazla şey beklendiği şeklinde yaşayabilir.

Partner daha fazla yakınlık istediğinde bunu sevginin bir ifadesinden çok özgürlüğünün kısıtlanması gibi hissedebilir.

Bir tartışmada karşısındaki kişi duygusal olarak ona yaklaşmaya çalışırken, kendisini sakinleştirmek için uzaklaşmaya ihtiyaç duyabilir.

İlişki ciddi bir noktaya geldiğinde ise bir başkasına ihtiyaç duyma ihtimali bile huzursuzluk yaratabilir.

Dolayısıyla yetişkin romantik ilişkide gördüğümüz mesafe her zaman “Seni yeterince sevmiyorum” anlamına gelmeyebilir.

Bazen kişinin geçmişten taşıdığı ilişki bilgisi ona şunu söylüyor olabilir:

“Yakınlık arttığında kendini korumalısın.”

Araştırmalar Bize Ne Söylüyor?

Sharon Dekel ve Barry Farber tarafından yayımlanan bir çalışma, tam olarak bu noktayı anlamaya çalışmıştır.

Araştırmacılar 22–28 yaşları arasındaki 58 genç yetişkinin romantik ilişki geçmişlerini ve yakınlıkla kurdukları ilişkiyi incelemişlerdir. Katılımcıların %22,4’ü ilişkilerinde kaçıngan özellikler gösteren grupta değerlendirilmiştir.

Bu kişilerde yakınlık konusunda kaygı, partnerle daha derin paylaşımlarda bulunmaya veya bağlanmaya karşı isteksizlik ve partneri zaman zaman fazla “yapışkan” olarak algılama gibi özellikler görülmüştür. Ayrıca güvenli bağlanan katılımcılara kıyasla ilişkilerindeki kişisel doyumlarının daha düşük olduğu bildirilmiştir.

Araştırmanın dikkat çekici taraflarından biri ise bu kişilerin yakınlığa ihtiyaç duymuyor olmamaları değildi.

Hem güvenli hem de kaçıngan özellikler gösteren yetişkinler yakınlık kurmak istiyordu.

Fark, yakınlıkla ne yaptıklarında ortaya çıkıyordu.

Kaçıngan özellikler gösteren kişilerde yakınlık ihtiyacı ile yakınlığa karşı geliştirilen savunmaların aynı anda bulunabildiği görüldü. Başka bir ifadeyle kişi bir taraftan görülmek, kabul edilmek ve ihtiyaçlarının karşılandığı bir ilişki ararken; diğer taraftan reddedilme ihtimaline karşı yakınlığı sınırlandırmaya çalışabiliyordu.

Bu nedenle ilişkilerde oldukça çelişkili görünen bir durum ortaya çıkabilir:

“Bana yakın ol.”

Ama aynı zamanda:

“Çok da yaklaşma.”

Peki Bu Romantik İlişkide Nasıl Görünür?

Bazen ilişki henüz belirsizken kişi oldukça rahattır.

Fakat ilişki netleştiğinde, partner daha fazla yakınlık istediğinde veya gelecek konuşulmaya başlandığında geri çekilme başlar.

Partnerinin mesajlarını fazla bulabilir.

Daha önce hoşuna giden ilgi bir süre sonra “bunaltıcı” gelmeye başlayabilir.

Duygusal konuşmaları erteleyebilir.

Bir problem olduğunda konuşmak yerine yalnız kalmak isteyebilir.

Partnerine ihtiyaç duyduğunu hissettiği anda daha fazla bağımsızlık arayabilir.

İlişki iyi giderken bile partnerinin kusurlarına daha fazla odaklanmaya başlayabilir.

Bütün bunların ardından karşı taraf doğal olarak daha fazla güvence ve yakınlık istemeye başlayabilir.

Ve tam burada çiftler arasında sık gördüğümüz bir döngü oluşabilir:

Bir taraf yakınlaştıkça diğeri uzaklaşır; diğeri uzaklaştıkça ilk taraf daha fazla yakınlaşmaya çalışır.

Sonunda her iki taraf da kendi korktuğu deneyimi yaşamaya başlar.

Biri “Beni terk edecek” diye düşünürken, diğeri “Bu ilişkinin içinde kendime yer kalmayacak” diye hissedebilir.

Geçmiş Bugünü Belirlemek Zorunda Değildir

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var.

Bağlanma kuramı, bugün yaşadığımız her ilişki probleminin nedenini anne veya babamızda bulmamız gerektiğini söylemez.

Erken dönem bakım veren ilişkileri önemlidir; ancak yetişkinlikteki romantik ilişki biçimimizi tek başına belirlemez. Sonraki ilişkilerimiz, kayıplarımız, reddedilme deneyimlerimiz, mizacımız ve hayatımız boyunca kurduğumuz güvenli ilişkiler de bu örüntünün şekillenmesine katkıda bulunabilir.

Dolayısıyla geçmişe bakmanın amacı “Beni ailem böyle yaptı” sonucuna ulaşmak değildir.

Amaç, bugün otomatik olarak yaptığımız bazı şeylerin nereden öğrenilmiş olabileceğini anlayabilmektir.

Çünkü çocukken kendimizi koruyan bir ilişki stratejisi, yetişkinlikte artık ihtiyacımız olan yakınlığı kurmamızın önünde duruyor olabilir.

Bu nedenle belki de kendimize sormamız gereken soru şudur:

Birisi bana gerçekten yaklaştığında ben ne yaşıyorum?

Yakınlık benim için güven mi ifade ediyor, yoksa bir süre sonra baskı mı?

İhtiyaç duyduğumu söyleyebiliyor muyum?

Partnerimin bana ihtiyaç duyması bende ne uyandırıyor?

Bir ilişkide görülmek güzel gelirken, görülmeye devam etmek neden bazen zorlaşıyor?

Bağlanma örüntülerini anlamak, geçmişte bir suçlu bulmak değil; bugünkü ilişkilerimizde geçmişten taşıdığımız hangi stratejileri hâlâ kullanmaya devam ettiğimizi fark etmektir.

Çünkü bazen mesele bağlanmak istememek değildir.

Mesele, bağlandığımızda geçmişte öğrendiğimiz korunma biçimlerinin yeniden devreye girmesidir.

Ve bir örüntüyü fark etmek, onu değiştirebilmenin ilk adımlarından biri olabilir.

Klinik Psikolog Deniz Beren Kılıçlı

Kaynakça

Birnie, C., McClure, M. J., Lydon, J. E., & Holmberg, D. (2009). Attachment avoidance and commitment aversion: A script for relationship failure. Personal Relationships, 16(1), 79–97. https://doi.org/10.1111/j.1475-6811.2009.01211.x

Dekel, S., & Farber, B. A. (2012). Models of intimacy of securely and avoidantly attached young adults. The Journal of Nervous and Mental Disease, 200(2), 156–162. https://doi.org/10.1097/NMD.0b013e3182439702

Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524. https://doi.org/10.1037/0022-3514.52.3.511

Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Patterns of attachment: A psychological study of the Strange Situation. Lawrence Erlbaum Associates.

Psikoloji

Kategoriler

Bu konuda destek alın

Yazının konusuyla çalışan uzmanları inceleyip online veya yüz yüze randevu alabilirsiniz.