Gidilmeyen Yol Neden Hep Daha Güzel Görünür?

Gidilmeyen Yol Neden Hep Daha Güzel Görünür?
Hayatımız boyunca sayısız yol ayrımına geliriz. Hangi mesleği seçeceğimizden kiminle evleneceğimize, nerede yaşayacağımızdan gün içindeki en ufak kararlarımıza kadar sürekli bir seçim halindeyizdir. Ancak çoğu zaman, kararımızı verip yola koyulduktan bir süre sonra içimizi o tanıdık, sinsi şüphe kemirmeye başlar: "Acaba diğerini seçseydim daha mı mutlu olurdum?" Zihnimiz, seçmediğimiz o diğer ihtimali adeta hiç pürüzü olmayan, kusursuz bir film sahnesi gibi kurgular.
Peki ama neden? Neden elimizdeki gerçeğin kıymetini bilmek yerine, yaşanmamış bir hayatı romantize ederiz? Bu sorunun cevabı karakterimizde ya da "yanlış" kararlar almış olmamızda değil; doğrudan beynimizin çalışma prensiplerinde, yani nörofizyolojimizde gizlidir. Beynimizin ödül ve motivasyon kimyasalı olan "dopamin", sadece hedefe ulaşıldığında değil, ortada bir "ihtimal" ve "yenilik" olduğunda da yoğun olarak salgılanır. Gidilmemiş bir yol, henüz yaşanmadığı ve gerçeklikle sınanmadığı için sonsuz bir potansiyel taşır. O yolda hiç yorulunmaz, hiç kavga edilmez, hiç hayal kırıklığına uğranmaz. Beynimiz, eksik bilgileri en olumlu senaryolarla doldurarak bize tatlı bir yanılsama sunar.
Buna bir de evrimsel mirasımız olan "kayıptan kaçınma" (loss aversion) eğilimimiz eklenir. Beynimizin tehlike ve duygu merkezi olan amigdala, kaybetmeye karşı inanılmaz derecede hassastır. Unutmamak gerekir ki her seçim, aynı zamanda bir vazgeçiştir; diğer tüm ihtimalleri masadan kaldırmaktır. Beynimiz bu vazgeçişi bir "kayıp" olarak algılar ve tıpkı kaybedilen değerli bir eşya gibi, seçilmeyen yolun da yasını tutmaya başlar. Zihnimizin o yolları cazibeli ve gizemli bulmasının altında yatan biyolojik gerçek budur.
Ancak psikolojik sağlamlık ve olgunluk, beynimizin bu ilkel tuzaklarına esir olmamayı gerektirir. İşte tam bu noktada beynimizin en gelişmiş, en insani bölgesi olan "prefrontal korteks" devreye girmelidir. Prefrontal korteks; mantıklı düşünme, irade gösterme ve olaylara anlam katma merkezimizdir. Mesele hiçbir zaman en "doğru" ve tamamen "pişmanlıksız" seçimi yapmak değildir; çünkü her seçimin kendi içinde zorlukları vardır ve insan doğası gereği her zaman diğer ihtimali merak edecektir.
Asıl mesele, yaşamadığı hayatı romantize etmek gibi kolay ve konforlu bir yola sapmak yerine; yaşadığı hayatı inşa etme sorumluluğunu üstlenmektir. Kararımızın arkasında durmak, adım attığımız o yola kendi prefrontal korteksimizin gücüyle "anlam" katabilme cesaretini göstermektir. Zira beynin değişebilme yeteneği (nöroplastisite) bize şunu söyler: Seçtiğiniz yola emek verdikçe, zorluklarını aşıp orada bir değer yarattıkça, beyniniz o yolu "anlamlı" ve "tatmin edici" olarak yeniden kodlayacaktır.
Hiçbir soyut, yaşanmamış ihtimal; üzerine emek verilmiş, ter dökülmüş, ilmek ilmek işlenmiş somut bir gerçekliğin yerini tutamaz. Hayat, sürekli olarak vazgeçilen ihtimallerin yasını tutarak geçirilemeyecek kadar kısadır. Bilgelik; hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçmekte değil, seçtiği yolun hakkını vererek o pişmanlığı bir zorunluluk olmaktan çıkarmaktadır. Gidilmeyen yollara bakmayı bırakıp, bastığınız toprağı yeşertmeye başladığınızda, zihninizin o illüzyonu da kendiliğinden dağılacaktır.
Kaynakça
1. Kayıptan Kaçınma (Loss Aversion) İlkesi: Kahneman, D., & Tversky, A. (1979). Prospect Theory: An Analysis of Decision under Risk. Econometrica. (Beynimizin vazgeçilen ihtimalleri evrimsel olarak bir "kayıp" gibi algılaması ve amigdalanın buna verdiği tepkinin davranışsal iktisat ve psikolojideki temeli).
2. Dopamin ve Ödül Beklentisi Ağı: Sapolsky, R. M. (2017). Davranış: En İyi ve En Kötü Halimizde İnsan Biyolojisi. Pegasus Yayınları. (Nörofizyolojik olarak dopaminin sadece ödüle ulaşıldığında değil, ortada bir "ihtimal" ve "yenilik" olduğunda nasıl zirve yaptığını anlatan temel nörobiyoloji eseri).
3. Nöroplastisite (Beynin Değişebilirliği): Doidge, N. (2007). Kendini Değiştiren Beyin. Yakamoz Yayınları. (Seçtiğimiz yola emek verdikçe ve irade gösterdikçe, prefrontal korteksin nöral ağları nasıl yeniden yapılandırıp o yolu "anlamlı" olarak kodladığını açıklayan çalışma).
4. Sorumluluk ve Varoluşsal Anlam: Yalom, I. D. (1980). Varoluşçu Psikoterapi. Kabalcı Yayınevi. (Her seçimin aynı zamanda bir vazgeçiş/ölüm olduğu ve insanın kurban rolünden çıkıp kendi hayatının mimarı olması gerektiği üzerine klinik psikoterapi referansı).
Kategoriler
Bu konuda destek alın
Yazının konusuyla çalışan uzmanları inceleyip online veya yüz yüze randevu alabilirsiniz.


