Anneyle Kurulan Bağ İlişkilerde Nasıl Yankılanır

Deniz Beren Kılıçlı
14 Temmuz 2026
Bireysel Danışmanlık
144 Görüntülenme
Anneyle Kurulan Bağ İlişkilerde Nasıl Yankılanır

Neden Hep Aynı İnsana Âşık Oluyorum?

Hiç düşündünüz mü…

Neden bazı insanlar en küçük tartışmada terk edileceklerinden korkuyor?

Neden bazıları biri kendisine biraz yaklaştığında uzaklaşma ihtiyacı hissediyor?

Neden bazı ilişkilerde “Beni gerçekten seviyor mu?” sorusu hiç bitmiyor?

Ya da tam tersi…

Neden bazı insanlar sevgiyi çok isterken, sevgi karşılarına çıktığında ondan kaçıyor?

Çoğumuz bu soruların cevabını partnerimizde arıyoruz.

“Daha ilgili biri olsaydı…”

“Beni gerçekten anlasaydı…”

“Biraz daha sevseydi…”

Peki ya cevap partnerinizde değilse?

Peki ya bugün ilişkinizde yaşadığınız birçok duygu, yıllar önce annenizin size nasıl baktığında, ağladığınızda size nasıl dokunduğunda, korktuğunuzda sizi nasıl sakinleştirdiğinde sessizce şekillenmeye başladıysa?

Belki de bugün eşinizle yaşadığınız tartışmanın kökü bugünde değil; çocukluğunuzun görünmeyen odalarında saklıdır.

Annemle Kurduğum İlk Bağ, İlişkilerimde Hâlâ Benimle Mi?

Bir bebek dünyaya geldiğinde ilk öğrendiği şey konuşmak değildir.

Yürümek de değildir.

İlk öğrendiği şey, dünyanın güvenilir bir yer olup olmadığıdır.

Ağladığında biri geliyor mu?

Korktuğunda sarılan biri var mı?

Üzüldüğünde duyguları görülüyor mu?

İhtiyaç duyduğunda yanında kalan biri var mı?

Çünkü bir bebek için anne yalnızca bakım veren kişi değildir. Anne, aynı zamanda dünyanın ilk aynasıdır.

Çocuk o aynaya bakarak kendisiyle ve diğer insanlarla ilgili iki temel inanç geliştirir.

“Ben sevilmeye değer miyim?”

“İnsanlara güvenebilir miyim?”

Belki de yetişkin olduğumuzda cevabını aradığımız pek çok ilişki sorusu, aslında bu iki sorunun farklı cümlelerle yeniden sorulmasından ibarettir.

Psikiyatrist John Bowlby’nin geliştirdiği Bağlanma Kuramı da tam olarak bunu anlatır. Bowlby’ye göre çocuk, bakım veren kişiyle kurduğu ilk ilişki üzerinden kendisi ve diğer insanlar hakkında görünmez bir ilişki haritası oluşturur. Bu harita zamanla yalnızca çocukluk yıllarını değil, yetişkinlikte kurulan romantik ilişkileri de etkiler.

Çocuk, çocukluğu boyunca yalnızca yürümeyi, konuşmayı ya da yemek yemeyi öğrenmez.

Sevilmeyi de öğrenir.

Yakınlığı öğrenir.

Güvenmeyi öğrenir.

Ve bazen de güvenememeyi…

İşte bu öğrenmeler, yıllar sonra romantik ilişkilerimizin görünmeyen senaryosuna dönüşebilir.

Türkiye’de Nebi Sümer ve Meltem Anafarta Şendağ tarafından yapılan bir araştırmada da ebeveynlerine güvenli bağlanan çocukların kendilerini daha değerli algıladıkları, daha düşük kaygı yaşadıkları ve daha olumlu bir benlik algısı geliştirdikleri gösterilmiştir. Araştırma, güvenli bağlanmanın yalnızca çocukluk dönemini değil, kişinin ilerleyen yaşamındaki psikolojik dayanıklılığını ve kendilik algısını da etkileyen önemli bir yapı olduğunu ortaya koymaktadır. 

pdf.php.pdf

Aslında romantik ilişkilerde yaşadığımız pek çok zorluk, partnerimizden çok daha eski bir hikâyenin izlerini taşıyor olabilir.

Belki de bu yüzden…

Partneriniz mesajınıza geç cevap verdiğinde içinizi kaplayan yoğun kaygı yalnızca bugüne ait değildir.

Belki bu yüzden en küçük eleştiride kendinizi yetersiz hissedersiniz.

Belki bu yüzden biri sizi gerçekten sevdiğinde bile içinizden sessizce “Bir gün gidecek.” diye geçirirsiniz.

Ya da tam tersi…

Belki de biri size fazla yaklaştığında bunalmaya başlar, özgürlüğünüzü kaybedeceğinizi hissedersiniz.

Yakınlık istediğiniz hâlde, yakınlık arttıkça geri çekilirsiniz.

Çünkü zihnimiz bugünkü ilişkiyi yalnızca bugünkü olaylarla değerlendirmez.

Dünü de masaya getirir.

Üstelik çoğu zaman bunun farkında bile olmayız.

Elbette çocukluk yaşantılarımız tek başına bütün ilişkilerimizi belirlemez. Her insanın yaşam deneyimi farklıdır ve romantik ilişkiler; kişilik özellikleri, yaşam olayları, iletişim becerileri ve ilişki içinde yaşanan deneyimlerden de etkilenir. Ancak çocuklukta kurulan ilk bağlar, ilişkilere hangi pencereden baktığımızı anlamamız için önemli ipuçları sunar.

Belki de bu yüzden terapi odasında yalnızca bugünkü tartışmaları konuşmayız.

Bazen bugünkü kırgınlığın izini sürerken yıllar öncesine, ilk kez görülmediğinizi hissettiğiniz ana gideriz.

Bazen eşinizin cümlesi sizi incitmez; o cümle, geçmişte taşıdığınız bir yaranın üzerine dokunur.

İşte terapi, yalnızca bugünü anlamaya değil, bugünü etkileyen eski hikâyeleri de fark etmeye alan açar.

Ve belki de bu yazının en umut veren kısmı tam da burada başlıyor.

Çocukluğumuz kaderimiz değildir.

Bağlanma biçimimiz hayatımızı etkileyebilir; ama hayatımızı belirlemek zorunda değildir.

İnsan beyni yaşam boyu yeni ilişki deneyimlerinden öğrenmeye devam eder. Güvenli bir romantik ilişki, sağlıklı sosyal bağlar ve psikoterapi; geçmişte oluşan ilişki kalıplarının zamanla yeniden şekillenmesine katkı sağlayabilir.

Belki de bugünkü ilişkinizi değiştirecek ilk adım, partnerinizi değiştirmeye çalışmak değildir.

Belki de ilk adım, ilişkinize çocukluğunuzdan hangi hikâyeyi taşıdığınızı merak etmektir.

Çünkü bazen en büyük değişim, karşımızdakini anlamaya çalışmadan önce, kendimizi anlamaya cesaret ettiğimiz anda başlar.

Bağlanma

Kategoriler

Bu konuda destek alın

Yazının konusuyla çalışan uzmanları inceleyip online veya yüz yüze randevu alabilirsiniz.