Hayatın Oyun Alanı

Betül Esra Baba

Betül Esra Baba

Klinik Psikolog
August 22, 2026
Psikoloji
5 Görüntülenme
Hayatın Oyun Alanı

Çocukken oyun oynarken kurduğumuz dünyanın ne kadar gerçek olduğunu hatırlamak kolay değildir. Bir sandalye bir anda araba olabilir, bir battaniye ev, bir kutu hazineye dönüşebilir. Çocuk, gerçekliği tamamen terk etmeden hayal kurabilir; dış dünyanın kurallarıyla kendi iç dünyasının ihtiyaçları arasında kendisine ait bir alan yaratabilir. Winnicott için oyun tam da böyle bir yerde ortaya çıkar: Ne yalnızca iç dünyanın fantezisidir ne de dış gerçekliğin kendisi. İkisinin arasında, kişinin kendisi olabildiği özel bir alandır.

Winnicott'ın düşüncesinde oyun, yalnızca çocuklara ait bir etkinlik değildir. Oyun oynayabilme kapasitesi, yetişkinlikte de yaratıcılığın, ilişkilerin ve kendiliğin önemli bir parçası olarak varlığını sürdürür. Bir insanın hayatla yalnızca görevler, sorumluluklar ve yapılması gerekenler üzerinden ilişki kurmaması; merak edebilmesi, deneyebilmesi, bir şeyleri denemekten keyif alabilmesi ve kendiliğinden hareket edebilmesi, ruhsal olarak canlı kalabilmesinin yollarından biridir.

Ancak büyüdükçe oyunun yerini çoğu zaman "gerçek hayat" alır. Başarılı olmak, üretmek, çalışmak, sorumluluklarımızı yerine getirmek, doğru kararlar vermek ve geleceğimizi güvence altına almak önem kazanır. Hayat giderek yapılması gerekenler listesinden oluşmaya başlayabilir. Bir şey yaptığımızda hemen ne işe yaradığını, bize ne kazandıracağını veya bizi nereye götüreceğini düşünürüz. Bazen bir şeyden keyif almak için bile onun bir amacı olması gerektiğini hissederiz.

Böyle bir yaşamın içinde insan fark etmeden oyun oynama kapasitesini kaybedebilir. Yalnızca çocukça anlamda oyundan değil, yaşamın içinde kendiliğinden hareket edebilme ve bir şeyleri yalnızca merak ettiğimiz için yapabilme hâlinden söz ediyoruz. Dans etmek, müzik dinlemek, resim yapmak, yeni bir şey denemek, bir arkadaşla amaçsızca vakit geçirmek, bir fikrin peşinden gitmek ya da sadece bir şeyle uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini fark etmemek... Bunların hepsi kişinin hayatla kurduğu ilişkinin ne kadar canlı olduğuna dair ipuçları taşıyabilir.

Bazen ise insanın "oynamaya" izin vermesi oldukça zorlaşır. Her şeyin doğru yapılması gerekir. Hata yapmak kabul edilemezdir. Verimsiz geçirilen zaman suçluluk yaratır. Bir şeyin sonucunun önceden bilinmesi gerekir. Kendiliğinden davranmak yerine sürekli kontrol etmek daha güvenli gelir. Bu durumda hayatın içinde deneyimlemekten çok, hayatı doğru şekilde yaşamaya çalışırız.

Winnicott'ın düşüncesinde bunun önemli bir karşılığı vardır. Oyun oynayabilmek, kişinin kendiliğindenliğini ortaya koyabildiği bir alanla ilişkilidir. Çocuk, güvenli bir çevrenin içinde kendi hareketlerini deneyebilir. Ne tamamen yalnızdır ne de sürekli yönlendirilir. Böyle bir ortamda kendi yaratıcılığına ulaşabilir ve zamanla "Ben" diyebileceği bir deneyim alanı oluşturabilir.

Bu nedenle oyun yalnızca eğlence değildir; aynı zamanda kendilik deneyiminin oluştuğu bir alan olabilir.

Belki de yetişkinlikte "Hayattan keyif alamıyorum." diyen birinin yaşadığı şey her zaman yalnızca mutsuzluk değildir. Bazen hayatla kurduğu ilişkinin fazlasıyla işlevsel hâle gelmesi söz konusudur. Ne yapacağını bilir ama ne istediğini bilemez. Sorumluluklarını yerine getirir ama kendiliğinden bir şey yapmakta zorlanır. Başarılıdır ama canlı hissetmez. Dinlenirken bile suçludur.

Çünkü dinlenmek bile bir performansa dönüşebilir: Daha iyi dinlenmeliyim, daha verimli olmalıyım, kendime yatırım yapmalıyım. Böylece kişinin kendisiyle baş başa kalabileceği alan bile bir göreve dönüşür.

Oyun ise bunun tersine, her şeyi kontrol etmek zorunda olmadığımız bir alan açar. Sonucunu bilmeden bir şey yapabilmek, hata yapabilmek, yeniden deneyebilmek ve bazen hiçbir yere varmayan bir deneyimin içinde kalabilmek demektir. Bu nedenle oyun, kişinin belirsizliğe ve kendi kendiliğindenliğine ne kadar izin verebildiğiyle de ilişkilidir.

Psikoterapide de benzer bir alan oluşabilir. Seans, yalnızca sorunların çözüldüğü veya danışanın doğru cevapları bulduğu bir yer olmak zorunda değildir. Kişinin henüz adını koyamadığı şeyleri düşünmesine, farklı ihtimalleri denemesine, daha önce söylemediği şeyleri söylemesine ve kendi deneyimine başka bir açıdan bakmasına izin veren bir alan olabilir. Winnicott'ın oyun kavramı açısından bakıldığında terapötik alanın önemli işlevlerinden biri de budur: kişinin kendisini yeniden deneyimleyebileceği bir "ara alan" yaratmak.

Belki de yetişkinlikte yeniden oyun oynayabilmek, çocukluğa dönmek değildir. Tam tersine, kendimize yalnızca üretmek, başarmak ve doğru kararlar vermek zorunda olmadığımız bir alan açabilmektir. Bazen hiçbir işe yaramayan bir şey yapmak, bazen sonucu düşünmeden merak ettiğimiz bir şeyin peşinden gitmek, bazen de yalnızca kendimizi iyi hissettiren bir şeyle ilgilenmek...

oyun
psikoterapi
psikoloji

Categories

Get support on this topic

Browse professionals working on this topic and book an online or in-person session.