
Bazı insanlar için yardım etmek oldukça doğal, yardım istemek ise şaşırtıcı derecede zordur. Çevresindeki insanların ihtiyaçlarını kolayca fark eden, bir problem olduğunda sorumluluk alan ve başkalarının yükünü hafifletmeye çalışan biri, sıra kendi ihtiyacını dile getirmeye geldiğinde geri çekilebilir. Zorlandığını söylemek yerine çözüm arar, yorulduğunu belli etmemeye çalışır ve çoğu zaman “Ben hallederim.” diyerek devam eder.
Dışarıdan bakıldığında bu durum güçlü, bağımsız ve çözüm odaklı olmak şeklinde görülebilir. Elbette kendi sorunlarını çözebilmek önemli bir beceridir. Ancak kişinin yardım istemeyi neredeyse hiç seçenek olarak görmemesi, ihtiyaç duyduğu halde destek almaktan kaçınması veya yardım istediğinde yoğun bir rahatsızlık hissetmesi yalnızca bağımsızlıkla açıklanamayabilir.
Yardım istemekte zorlanmanın altında farklı düşünceler bulunabilir. “İnsanlara yük olmamalıyım.”, “Kendi sorunumu kendim çözmeliyim.”, “Yardıma ihtiyacım olduğunu görürlerse güçsüz olduğumu düşünürler.”, “Birinden bir şey istersem ona borçlu kalırım.” veya “Nasıl olsa kimse gerçekten yardımcı olmaz.” gibi inançlar kişinin destek istemesini zorlaştırabilir. Bu düşünceler bazen o kadar otomatikleşir ki kişi yardım istemediğini fark etmez bile; ona göre yapılması gereken zaten her şeyi kendi başına halletmektir.
Bu örüntünün kökeninde çocukluk deneyimleri de bulunabilir. İhtiyaçları yeterince görülmeyen, erken yaşta sorumluluk almak zorunda kalan veya çevresindeki yetişkinleri üzmemek için kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenen bir çocuk zamanla “Benim ihtiyaçlarım başkalarına yük olabilir.” sonucuna ulaşabilir. Bazı ailelerde ise güçlü olmak, sorun çıkarmamak ve kendi başının çaresine bakmak özellikle değer görebilir. Böyle bir ortamda yardım istemek, yetişkinlikte bile kişinin zihninde güçsüzlükle eşleşebilir.
Bazen de geçmişte yardım istendiğinde alınan karşılık belirleyici olur. İhtiyacını dile getirdiğinde küçümsenmiş, reddedilmiş, eleştirilmiş ya da sonradan bu yardımın yüzüne vurulduğunu deneyimlemiş biri için tekrar destek istemek kolay olmayabilir. Kişi kendisini korumak için “Bir daha kimseye ihtiyacım olmayacak.” gibi katı bir tutum geliştirebilir. Bu tutum bir dönem gerçekten koruyucu olmuş olsa bile ilerleyen yıllarda kişinin ilişkilerinde yalnızlaşmasına neden olabilir.
Yardım istemekte zorlanan kişilerde kontrol ihtiyacı da önemli olabilir. Bir işi başkasına bırakmak, onun farklı bir yöntem kullanacağını veya istenen sonucu vermeyeceğini kabul etmeyi gerektirir. Bu nedenle “En iyisi kendim yapayım.” düşüncesi bazen yalnızca yüksek sorumluluk duygusundan değil, kontrolü bırakmanın yarattığı kaygıdan da beslenebilir. Özellikle mükemmeliyetçi kişiler için yardım istemek, sürecin tamamını kontrol edememek anlamına gelebilir.
Bir başka önemli nokta ise özdeğerdir. Kişi kendi değerini ne kadar üretken, güçlü veya başkalarına faydalı olduğuyla ilişkilendiriyorsa ihtiyaç sahibi konumunda olmak o kadar rahatsız edici gelebilir. Sürekli veren kişi olmaya alışmış biri için alan taraf olmak yabancı bir deneyimdir. Başkalarına yardım ederken kendisini değerli hissedebilir fakat aynı şefkati ve desteği kendisi için talep etmekte zorlanabilir.
Bu durum ilişkilerde ilginç bir dengesizlik oluşturabilir. Kişi çevresindekiler için çok şey yaparken kendi ihtiyaçlarını açıkça ifade etmez. Ardından kimsenin onun ihtiyaçlarını fark etmediğini veya kendisine aynı desteğin verilmediğini hissedebilir. Zamanla “Ben herkesin yanındayım ama benim yanımda kimse yok.” düşüncesi ortaya çıkabilir. Oysa çevresindeki insanlar çoğu zaman onun neye ihtiyaç duyduğunu bilmiyor olabilir. Çünkü kişi yıllardır dışarıya “Ben hallederim.” mesajını vermektedir.
Bu nedenle yardım istemek yalnızca bir ihtiyacı dile getirmek değildir; aynı zamanda bir miktar kırılganlığa izin vermektir. “Şu anda bunu tek başıma yapmakta zorlanıyorum.” diyebilmek, her şeyi kontrol edemediğimizi ve zaman zaman başkalarına ihtiyaç duyabileceğimizi kabul etmeyi gerektirir. Bu da bazı insanlar için yardımın kendisinden çok daha zor olabilir.
Sağlıklı bağımsızlık ise hiçbir zaman kimseye ihtiyaç duymamak anlamına gelmez. İnsan hem kendi ayakları üzerinde durabilir hem de gerektiğinde destek isteyebilir. Aslında yakın ilişkilerin önemli parçalarından biri karşılıklılıktır. Bazen destek veren, bazen destek alan kişi olabilmek ilişkide daha dengeli bir bağ kurulmasını sağlar.
Yardım istemeyi öğrenmek bir anda bütün sorumlulukları başkalarına bırakmak anlamına da gelmez. Küçük ihtiyaçları ifade etmekle başlanabilir. Birinden fikir istemek, yapılacak bir işte destek talep etmek veya zor geçen bir günde yalnızca “Bugün biraz yanımda olmana ihtiyacım var.” diyebilmek bile kişinin alışık olduğu örüntünün dışına çıkması anlamına gelebilir.
Bu süreçte yardım istendiğinde ortaya çıkan ilk düşünceleri fark etmek oldukça değerlidir. “Şimdi beni beceriksiz mi bulacak?”, “Rahatsız etmiş olur muyum?”, “Bunu kendim yapmam gerekirdi.” gibi düşünceler yardım istemenin neden bu kadar zor olduğunu anlamaya dair önemli ipuçları verebilir. Çünkü çoğu zaman asıl mesele yardımın kendisi değil, kişinin yardım istemeye yüklediği anlamdır.
Terapi sürecinde de yalnızca “Daha fazla yardım iste.” demek yeterli değildir. Kişinin neden her şeyi kendi başına taşımaya ihtiyaç duyduğu, yardım istemenin onun için ne anlama geldiği ve geçmişte hangi deneyimlerin bu tutumu şekillendirdiği birlikte ele alınabilir. “Güçlü olmak”, “ihtiyaç duymak”, “yük olmak” ve “bağımsız olmak” gibi kavramlara yüklenen anlamlar incelendikçe kişinin bugün kullandığı baş etme biçimlerini anlaması kolaylaşabilir.
Zamanla amaç bağımsızlıktan vazgeçmek değil, bağımsızlığı daha esnek hale getirmektir. Kendi sorunlarını çözebilmek bir güçtür; fakat gerektiğinde destek isteyebilmek de öyledir. Her şeyi tek başına taşımak zorunda olmadığını fark etmek, kişinin hem kendisiyle hem de çevresindeki insanlarla kurduğu ilişkide önemli bir değişim yaratabilir.