
Somay Şentürk








Somay Şentürk







Education
- Özyeğin Üniversitesi - Psikoloji - Undergraduate
- Özyeğin Üniversitesi - Psikoloji (Uygulamalı) - Postgraduate
Specialties
Work Approaches
Session Fees
Blog Posts

Sessizliğin Görünmez Duvarı: Manipülatif Sessizlik Taktikleriyle Nasıl Başa Çıkılır?
Bazen birinin size söylemediği şeyler, söylediklerinden çok daha fazla canınızı yakabilir. Manipülatif sessizlik, bir tartışma sonrası veya durup dururken karşı tarafın iletişimi tamamen keserek sizi cezalandırması, değersiz hissettirmesi ve kontrol altına alması durumudur. Bu yazıda, ikili ilişkilerde bir silah olarak kullanılan sessizliğin ne anlama geldiğini, sizi nasıl etkilediğini ve bu duygusal baskı çemberinden sağlıklı bir şekilde nasıl çıkabileceğinizi tüm detaylarıyla ele alıyoruz. Unutmayın, sessizlik her zaman huzur değil; bazen aşılması gereken bir duvardır.Manipülatif Sessizlik (Silent Treatment) Nedir?image.png 372.67 KBİlişkilerde çatışma çıktığında bazen sakinleşmek için zamana ihtiyaç duyarız. Ancak manipülatif sessizlik, sağlıklı bir "mola verme" isteğinden çok farklıdır. Burada amaç, sorunu çözmek değil; karşı tarafı belirsizlik içinde bırakarak ona suçluluk duygusu aşılamaktır. Eğer partneriniz, arkadaşınız veya bir aile üyeniz size nedenini söylemeden günlerce konuşmuyor, mesajlarınıza dönmüyor veya sizi odada yokmuşsunuz gibi sayıyorsa, bu bir iletişim tercihi değil, psikolojik bir taktik olabilir.Neden Sessiz Kalmayı Seçerler?image.png 376.87 KBManipülasyonun bu türünü kullanan kişiler genellikle şu üç amaca hizmet eder:Kontrol Sağlamak: Sizi özür dilemeye veya onların istediği noktaya gelmeye zorlarlar.Cezalandırmak: Hatalı olduğunuzu düşündükleri bir konuda size bedel ödetmek isterler.Sorumluluktan Kaçmak: Tartışılması gereken zor konuları, iletişimi keserek halı altına süpürürler.Sağlıklı Sessizlik ile Manipülatif Sessizlik Arasındaki Farkimage.png 385.53 KBBirinin "Şu an çok öfkeliyim, sakinleşince konuşalım" demesi sağlıklı bir sınırdır. Ancak manipülatif sessizlikte açıklama yoktur. Karşı taraf sizinle göz teması kurmaz, varlığınızı reddeder ve sizi duygusal bir açlığa mahkûm eder. Bu durum, beyinde fiziksel acıyla aynı bölgenin uyarılmasına neden olur; yani ruhunuz gerçekten acı çeker.Bu Durumla Nasıl Başa Çıkılır? Kendinizi Koruma Rehberiimage.png 408.84 KBEğer bu taktiğe maruz kalıyorsanız, şu adımlar duygusal dengenizi korumanıza yardımcı olabilir:Suçluluk Tuzağına Düşmeyin: Eğer ortada konuşulmayan bir sorun varsa, tek sorumlu siz değilsiniz.Peşinden Koşmayı Bırakın: Sürekli özür dilemek manipülatörün elindeki gücü pekiştirir. Ona alanı verin ama kendi hayatınıza devam edin.Sınırlarınızı Çizin: İletişim kurduğunda, bu davranışın sizi nasıl hissettirdiğini net bir şekilde ifade edin.Kendi Merkezinizde Kalın: O sessizken siz kendinize odaklanın; kitap okuyun, yürüyüşe çıkın veya arkadaşlarınızla görüşün.Psikolojik Destek Bu Süreçte Nasıl Yardımcı Olur?image.png 382.08 KBManipülatif sessizliğe maruz kalmak, zamanla özgüveninizi zedeleyebilir ve kendinizi sürekli bir "hata arama" döngüsü içinde bulmanıza neden olabilir. Profesyonel bir psikolojik destek almak, bu noktada kritik bir öneme sahiptir. Bir uzmanla çalışmak, yaşadığınız durumun bir duygusal şiddet türü olduğunu net bir şekilde görmenizi sağlar ve kendinize olan güveninizi yeniden inşa etmenize yardımcı olur. Terapi sürecinde, manipülasyonu tanıma, sağlıklı sınırlar koyma ve duygusal dayanıklılığınızı artırma konularında güçlenirsiniz. Kendi sesinizi yeniden bulmak ve ilişkilerinizdeki çarpık döngüleri fark etmek, ruhsal özgürlüğünüzü geri kazanmanın en etkili yoludur.

İhanet Travması: Aldatılma Sonrası Psikolojik Tepkiler ve İyileşme Yolları
İhanet, bir insanın hayatındaki en sarsıcı deneyimlerden biridir ve sadece bir güven kaybı değil, aynı zamanda ciddi bir "ihanet travması" yaratır. Bu yazıda; ihanet sonrasında verdiğin ani şok, öfke ve bedensel tepkilerin nedenlerini keşfedecek, bu zorlu süreci anlamlandırmana yardımcı olacak ipuçlarını bulacaksın. Eğer kendini derin bir boşlukta veya bitmek bilmeyen bir sorgulama içinde buluyorsan, bu tepkilerin aslında ruhunun iyileşme yolculuğuna başlamak için verdiği doğal sinyaller olduğunu bilmelisiniz.Duygusal Bir Deprem: Şok ve İnkâr Aşamasıimage.png 282.11 KBİhaneti öğrendiğin ilk anlarda vücudun bir tür "donma" moduna girebilir. Hiçbir şey hissetmemek, her şeyin bir rüya olduğunu düşünmek veya sanki dışarıdan birini izliyormuşsun gibi hissetmek oldukça yaygındır. Bu, beyninin seni o anki ağır acıdan koruma biçimidir. "Bu benim başıma gelmiş olamaz" cümlesi, zihninin bu yeni ve acı verici gerçeği sindirmek için zaman kazanma çabasıdır. Bu hissizlik, duygusuz olduğun anlamına gelmez; sadece sisteminin aşırı yüklenmeye karşı bir sigortasıdır.Bilişsel Karmaşa: Bitmek Bilmeyen Sorular ve Flashbacklerimage.png 364.31 KBİhanet sonrası en yorucu süreçlerden biri de "flashback" dediğimiz, o anların veya geçmişteki güzel anıların zihne hücum etmesidir. Sürekli ayrıntıları öğrenmek istemek, geçmişteki diyalogları tekrar tekrar analiz etmek ve "Neden?" sorusuna yanıt aramak aslında beyninin parçalanan güven algısını yeniden inşa etme çabasıdır. Bu süreçte odaklanma güçlüğü çekmen veya günlük işlerini yaparken zorlanman çok doğaldır. Zihnin, yapbozun eksik parçalarını tamamlamaya çalışırken çok fazla enerji harcar.Vücudun Çığlığı: Fiziksel Belirtilerimage.png 287.61 KBTravma sadece zihinde kalmaz, bedene de sirayet eder. İhanet sonrası uyku bozuklukları, iştah kaybı, göğüste sıkışma hissi ve sürekli bir tetikte olma hali yaşayabilirsin. Vücudun, sanki fiziksel bir tehlike altındaymışsın gibi sürekli adrenalin ve kortizol salgılar. Bu yüzden kendini sürekli bitkin hissetmen bir tembellik hali değil, biyolojik sisteminin verdiği bir hayatta kalma mücadelesidir. Kendine bu süreçte nazik davranmalı ve bedeninin dinlenme ihtiyacına kulak vermelisin.Psikolojik Destek: İyileşme Sürecinde Profesyonel Yardımimage.png 392.96 KBİhanet travmasıyla tek başına başa çıkmaya çalışmak, fırtınalı bir denizde pusulasız yol almaya benzer. Psikolojik destek almak, sana duygularını yargılanmadan ifade edebileceğin güvenli bir alan sunar. Bir uzman eşliğinde çalışmak; sarsılan özsaygını yeniden inşa etmene, travmanın yarattığı yoğun öfke ve kederi sağlıklı bir şekilde işlemenize yardımcı olur. Terapi süreci, yaşadığın bu travmanın hayatının sonu değil, kendini ve sınırlarını yeniden keşfettiğin zorlu ama dönüştürücü bir eşik olmasını sağlar. Unutma, yardım istemek bir zayıflık değil, iyileşme yolunda atılan en cesur adımdır.

İlişkide Beklenti Çatışmaları ve Çözüm Yolları: Mutluluğun Anahtarı
İlişkilerde yaşanan hayal kırıklıklarının temelinde genellikle dile getirilmemiş veya karşılanmamış beklentiler yatar. Her birey, kendi geçmişi, aile yapısı ve değer yargılarıyla bir ilişkiye dahil olur; bu da doğal olarak partnerlerin birbirinden farklı beklentiler içine girmesine neden olabilir. Bu yazı, ilişkideki beklenti çatışmalarının kökenini anlamanıza, bu çatışmaları sağlıklı iletişim yöntemleriyle nasıl yönetebileceğinize ve sağlıklı bir denge kurmanın yollarına odaklanmaktadır.Beklentilerimiz Nereden Geliyor?image.png 373.71 KBHepimiz bir ilişkiye başlarken yanımızda görünmez bir "ihtiyaç listesi" getiririz. Bu liste genellikle çocukluk dönemimizden, önceki deneyimlerimizden veya toplumsal rollerden beslenir. Çoğu zaman partnerimizin bu listeyi "zaten biliyor olması gerektiğini" varsayarız. Ancak beklentiler açıkça konuşulmadığında, karşılanmadıkları her an birer kırgınlık tuğlasına dönüşerek aradaki duvarı yükseltir. İlk adım, bu beklentilerin ne kadarının gerçekçi, ne kadarının ise geçmişin bir yansıması olduğunu fark etmektir.Varsaymak Yerine Sormayı Deneyinimage.png 402.69 KBİlişkilerde en büyük tuzaklardan biri zihin okumaya çalışmaktır. "Eğer beni sevseydi, neye ihtiyacım olduğunu anlardı" düşüncesi, çatışmaları tetikleyen en yaygın kalıptır. Oysa sağlıklı bir ilişkide netlik, romantizmden daha besleyicidir. İhtiyaçlarınızı suçlayıcı bir dil kullanmadan, "Sen böyle yapmıyorsun" yerine "Benim buna ihtiyacım var" şeklinde ifade etmek, partnerinizin savunmaya geçmesini engeller ve çözüm odaklı bir kapı aralar.Esneklik ve Ortak Paydada Buluşmaimage.png 404.01 KBBir ilişkide her iki tarafın da tüm beklentilerinin %100 karşılanması her zaman mümkün olmayabilir. Beklenti yönetimi, aslında bir orta yol bulma sanatıdır. Kendi önceliklerinizden tamamen vazgeçmeden, partnerinizin sınırlarına ve kapasitesine saygı duyarak nerede esneyebileceğinizi belirlemek, ilişkinin ömrünü uzatır. Karşılıklı ödün vermek bir yenilgi değil, "biz" olabilmek için atılan bilinçli bir adımdır.Profesyonel Destek Almanın Dönüştürücü Gücüimage.png 416.85 KBBazen çatışmalar o kadar derinleşir ki, taraflar aynı döngünün içinde sıkışıp kaldıklarını hissederler. Bu noktada bir uzmandan psikolojik destek almak, ilişkiniz için yapabileceğiniz en sevgi dolu yatırımlardan biridir. Bir terapist, partnerlerin birbirini gerçekten "duymasını" sağlayan tarafsız bir alan sunar. Profesyonel rehberlik sayesinde, çatışmaların altındaki asıl ihtiyaçları keşfedebilir, güvenli bağlanma yollarını öğrenebilir ve iletişim kazalarını nasıl önleyeceğinize dair somut araçlar geliştirebilirsiniz. Unutmayın, destek istemek bir zayıflık değil, ilişkinizi iyileştirme yolundaki güçlü bir irade göstergesidir.

Bebek Sonrası İlişkiyi Koruma: Ebeveyn Olurken Sevgili Kalabilmek İçin İpuçları
O mucizevi an geldi ve bebeğinizi kucağınıza aldınız; hayatınızın en güzel, en heyecanlı ama kabul edelim, en yorucu dönemi başladı. Uykusuz geceler, bitmek bilmeyen bez değişimleri, gaz sancıları ve sadece bebeğin ihtiyaçlarına odaklanmış bir yaşam… Bu tatlı telaşın içinde, bazen istemeden de olsa unuttuğumuz, geriye ittiğimiz bir şey oluyor: Eşimizle olan ilişkimiz. Ebeveyn olmak muhteşem bir duygu ancak sevgililikten ebeveynliğe geçişte 'biz' olmayı sürdürmek, bazen sandığımızdan daha zorlayıcı olabiliyor. Bu yazıda, ebeveynliğin getirdiği yoğun tempoda savrulmadan, eşinizle olan bağınızı nasıl koruyacağınızı, hatta bu yeni süreçte ilişkinizi nasıl daha da güçlendireceğinizi konuşacağız. Unutmayın, mutlu bir ailenin temeli, mutlu ve birbirine kenetlenmiş bir çifttir. Siz iyiyseniz, bebeğiniz de iyi.İletişimi Yeniden Keşfedin: Lojistik Değil, Duygu Paylaşınimage.png 388.81 KBBebek doğduktan sonra konuşmalarımızın çoğu şuna dönüşür: "Bez bitti mi?", "Sıra kimde?", "Süt sağdın mı?". Evet, bunlar gerekli ama ilişkiyi besleyen lojistik değil, duygusal paylaşımdır. Günde sadece 10 dakika bile olsa, birbirinizin gözlerine bakıp bebekten bağımsız olarak nasıl hissettiğinizi konuşmaya çalışın. "Bugün en zorlandığın an neydi?", "Bana en çok ne zaman ihtiyaç duydun?" gibi sorular, aranızdaki duygusal köprüyü canlı tutar. İletişimde "sen neden yapmıyorsun?" yerine "ben yorgun hissediyorum" gibi "ben" dilini kullanmak, gereksiz tartışmaların önüne geçer.Takım Arkadaşı Olun: Görevler mi, Sorumluluklar mı?image.png 403.12 KBBirbirinizi rakip olarak değil, aynı takımın oyuncuları olarak görün. Bebek bakımı sadece annenin ya da babanın görevi değil, ikinizin ortak sorumluluğudur. Kimin neyi yapacağını net bir şekilde koordine etmek, belirsizliğin getirdiği gerginliği azaltır. "Ben beslerim, sen gazını çıkarır mısın?" gibi net işbirlikleri yapın. Belki bir gece biri daha fazla uyuyacak, ertesi gün diğeri… Bu adil paylaşım, hem yorgunluğu azaltır hem de birbirinize olan saygı ve minnet duygusunu artırır.Mikro Randevular Yaratın: İlişkiye Zaman Ayırmakimage.png 382.9 KB"Bebek varken sinemaya gitmek mi? İmkansız!" dediğinizi duyar gibiyiz. Belki saatlerce süren dışarı randevuları bir süre mümkün olmayabilir ama ilişkiniz için mikro zamanlar yaratabilirsiniz. Bebek uyuduktan sonra, telefonları bir kenara bırakıp birlikte 15 dakika kahve içmek, loş bir ışıkta müzik dinlemek ya da sadece sarılıp sessizce oturmak… Bu küçük anları göz ardı etmemek, "biz hala buradayız" demenin en güçlü yoludur. Bu anlar, büyük planlardan daha sürdürülebilir ve etkilidir.Küçük Jestlerin Gücünü Hafife Almayınimage.png 399.89 KBZamanınız ve enerjiniz kısıtlı olabilir ama sevginizi göstermek için büyük şeyler yapmanıza gerek yok. Eşinizin işten dönüşünde kapıyı gülümseyerek açmak, yorgun olduğunu fark ettiğinizde ona bir kahve yapmak, gün içinde "seni düşünüyorum, harikasın" temalı kısa bir mesaj atmak ya da sadece geçip giderken omzuna dokunmak… Bu küçük jestler, eşinize hala değerli ve görüldüğünü hissettirir. Unutmayın, aşk büyük olaylarda değil, bu küçük detaylarda yaşar.Beklentileri Ayarlayın ve Sabırlı Olunimage.png 385.05 KBBelki de en önemlisi, bu dönemin bir geçiş süreci olduğunu kabul etmektir. Her şeyin eskisi gibi olmasını beklemek, kendinize ve ilişkinize haksızlık olur. Hem fiziksel hem de duygusal olarak büyük değişimler yaşıyorsunuz. Birbirinize ve kendinize karşı şefkatli olun. Eski ritminizi bulmanız zaman alabilir; bu çok normal. Sabır, anlayış ve birbirinize vereceğiniz destekle bu zorlu ama bir o kadar da özel dönemi, ilişkinizi daha da derinleştirerek atlatabilirsiniz.Profesyonel Destek: Birlikte Büyümek İçin Psikolojik Yardımimage.png 378.09 KBBazen, ne kadar çabalarsanız çabalayın, ebeveynliğin getirdiği yükler ve ilişkinizdeki değişimler üstesinden gelemeyeceğiniz kadar ağır gelebilir. Bu çok normal ve insani bir durumdur. Böyle anlarda bir çift terapistinden veya bir psikologdan profesyonel destek almak, ilişkiniz için yapabileceğiniz en büyük yatırımlardan biridir. Psikolojik destek, iletişim becerilerinizi geliştirmenize, çatışmaları sağlıklı bir şekilde çözmenize ve birbirinizin yeni ebeveyn rollerini anlamanıza yardımcı olur. Birbirinize karşı empati kurmanızı kolaylaştırırken, bu sürecin getirdiği stresi yönetmek için stratejiler sunar. Profesyonel yardım almak bir zayıflık değil, tam tersine, ilişkinize ve ailenize verdiğiniz değerin, birlikte büyüme isteğinizin güçlü bir göstergesidir. Yalnız değilsiniz ve bu yolda destek alarak ilişkinizi daha da güçlendirebilirsiniz.

Ebeveynleşme Deneyiminin Çift İlişkisine Yansımaları
Ebeveynleşme Ebeveynleşme, çocuğun yaşına uygun olmayan roller üstlenerek ebeveynlerinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığı bir durumdur. Bu, çocuğun sürekli olarak bir ebeveynin duygusal yükünü taşıması, ebeveyninin sırlarını saklaması ya da aile içi sorunlarda arabuluculuk yapması şeklinde ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra, çocuğun ev işleri, kardeş bakımı gibi sorumluluklarla aile düzenini sağlaması da bu sürecin bir parçası olabilir. Çocuk, ebeveynlerinden sevgi ve onay görme ihtiyacıyla bu rolü üstlenir. Bu durum, çocuğun kendi duygusal ya da fiziksel ihtiyaçlarını bir kenara bırakarak ebeveynlerinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığı bir dengesizlik yaratır. Ebeveynleşme, sağlıklı sınırların bulanıklaştığı, çocuğun çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda kaldığı bir durumdur. Bu deneyim, bireyin öz-değer algısından ilişkisel dinamiklerine kadar birçok alanda derin etkiler bırakır.Ebeveynleşmiş bireylerin içsel dünyası, genellikle utanç ve yetersizlik duygularıyla şekillenir. Anne-babaların gelişimsel açıdan olgunlaşmamış ve gerçekçi olmayan beklentilerini çocuklarına yansıtmalarıyla, çocuklar bu beklentileri karşılamada başarısız hissederler ve bu durum yetersizlik duyguları yaşamalarına neden olur. Yetersizlik hissiyle beraber patolojik utanç duygusu geliştirebilirler. Bu duygusal durum, çocuğun benlik kavramını geliştirmesi için gerekli olan gelişimsel görevleri tamamlamasını zorlaştırabilir. Çocuğun benlik algısını zayıflatarak kendi değerine dair olumsuz bir bakış geliştirmesine neden olabilir.Ebeveynleşmenin Çift İlişkilerine EtkisiEbeveynleşme, bireyin bağlanma stilini etkileyen önemli bir faktördür. Çocuklukta ebeveynlerinin ihtiyaçlarını karşılayarak bir bağ kurmaya çalışan bireyler, yetişkinlikte kaygılı bağlanma eğilimi gösterebilir. Bu bireyler, partnerlerinden sürekli onay bekleyerek terk edilme korkusuyla ilişkiye tutunabilir.Ebeveynleşme, dışa odaklanma, kendini feda etme, başkalarını kontrol etme ve duygularını bastırma gibi davranışlarla tanımlanan eşbağımlılıkla yakından ilişkilidir. Bu durum, bireyin kendi ihtiyaçlarını geri planda bırakarak çevresindeki insanların ihtiyaçlarına öncelik vermesine ve bu şekilde değerli hissetmesine neden olabilir. Ebeveynleşmiş bireyler, çift ilişkilerinde genellikle şu tür dinamikler sergiler:Aşırı FedakarlıkEbeveynleşmiş bireyler, çocukluklarında başkalarının ihtiyaçlarını karşılamaya odaklandıkları için, çift ilişkilerinde de partnerlerinin mutluluğunu ve ihtiyaçlarını ön planda tutma eğilimi gösterebilirler. Bu durum, bireyin kendi duygusal ya da fiziksel ihtiyaçlarını göz ardı etmesine ve aşırı fedakarlık yapmasına yol açabilir. Bu durum, bireyin kendi sınırlarını belirleyememesi ve ilişkide tükenmişlik yaşamasıyla sonuçlanabilir. Ebeveynleşmiş bireyler, partnerlerinden daha fazla sorumluluk alarak ilişkinin dengesini bozabilir. Bu durum, bir tarafın sürekli "verici", diğer tarafın ise "alıcı" olduğu bir ilişki dinamiği yaratır. Müdahalecilik ve Kontrol Çocuklukta ebeveynlerinin sorunlarını çözmeye alışmış bireyler, partnerlerinin yaşamını da kontrol etme eğiliminde olabilir. Partnerin kararlarına sürekli müdahale etme, onu yönlendirme veya düzeltme gibi davranışlar ilişki dinamiklerini zorlaştırabilir. Bu tutum, partnerin kendini kısıtlanmış hissetmesine ve ilişkide duygusal uzaklaşmalara neden olabilir. Duygularını İfade Edememe Çocuklukta kendi duygusal ihtiyaçlarını arka planda bırakarak ebeveynlerinin sorunlarına odaklanan bireyler, kendi ihtiyaçlarıyla temas kurmayı ve duygularını açıkça ifade etmeyi öğrenme fırsatını bulamamış olabilirler. Yetişkin olduklarında çift ilişkilerinde, kendi duygularını ifade etmekten kaçınabilir ve ihtiyaçlarını dile getiremezler. Bu durum, ilişkide sağlıklı bir duygusal bağ kurulamamasına yol açabilir.Sağlıklı İlişkilere Giden YolEbeveynleşmenin çift ilişkilerine olan etkilerini anlamak ve bu dinamikleri dönüştürmek için farkındalık geliştirmek oldukça önemlidir. Birey, ebeveynleşme deneyiminin ilişkilerini nasıl şekillendirdiğini keşfettiğinde, bu farkındalık davranış kalıplarını değiştirmek için güçlü bir temel oluşturur. Bunun yanı sıra, partnerle sağlıklı sınırlar kurmak, bireyin kendi ihtiyaçlarını tanımasına ve bu ihtiyaçları özgürce ifade edebilmesine olanak tanır. Bu süreçte psikoterapi, bireyin sağlıklı bir öz-değer algısı geliştirmesine yardımcı olabilir. Çift terapisi ise, ilişki dinamiklerini yeniden yapılandırarak hem birey hem de partneri için daha sağlıklı ve destekleyici bir ilişki ortamı oluşturur. Partnerle açık ve samimi bir iletişim kurmak, her iki tarafın da duygusal ihtiyaçlarını anlamasını ve ilişkinin daha sağlam bir temele oturmasını sağlar.Yazar: Psikolog Gizem Sercan

Çift ve Aile Danışmanlığı: Online mı Yüz Yüze mi?
Çift ve aile danışmanlığı yüz yüze gerçekleştirildiğinde genellikle odada birden fazla bireyin bulunmasıyla gerçekleşen bir danışmanlık türüdür. Süreç içerisinde bireylerin birbirleriyle olan iletişim ve ilişki dinamikleri, sözel ve sözel olmayan işaretler, gözlemlenerek iletişime ve çatışmaya yönelik döngüler üzerine çalışılır. Bu noktada çift ve aile danışmanlığının yüz yüze ve online olarak gerçekleşmesinde bazı farklılıklar bulunduğu söylenebilir. Online danışmanlığın yüz yüze danışmanlık kadar etkili olduğuna dair yapılmış pek çok çalışma bulunmaktadır. Araştırmalar etkililik konusunda anlamlı bir farklılıktan söz etmese de ortak bazı noktalar değinmişlerdir.Uzman ve danışanlar arasında kurulan ilişki ve güven bağının yüz yüze de online olarak da gelişim gösterebildiğini söylemek mümkündür. Bu noktada hem danışanların hem de uzmanın kişisel tercihinin önemli olduğu söylenebilir. Örneğin, bazı danışanlar yüz yüze danışmanlığın uzman ile bağ kurmak için daha iyi bir yol olduğunu hissedebilmektedir. Öte yandan, online danışmanlık zamansal bir esneklik, trafik yoğunluğu, ulaşım sorunları ve maaliyetleri gibi noktaları es geçebilmek ve ihtiyaca hizmet edebilecek çeşitli uzmanlara kolayca erişim sağlanabilmesi açısından oldukça avantajlı olabilmektedir. Bir yandan, uzman olarak bazen aynı oda içerisinde bulunan birden fazla insanın sözel ve sözel olmayan iletişim dinamiklerinin takibi zorlaşabilmektedir, bunun online ortamda gerçekleşmesi de yaşanabilecek teknik aksaklıklarla da sekteye uğrayarak ilişki gözleminin eksiksizce takibini güçleştirebilir. Danışanların yoğun duygular içerisinde kalarak derinleşebilmesi, bir veya birden çok bireyin bu tip duygulara eşliği veya bunlar hakkında konuşabilmesi zorlaşabilmektedir. Özellikle çift danışmanlığında, partnerlerin yan yana olamayışı fiziksel yakınlığı mümkün kılmayacağından iletişimin önemli bir noktasının göz ardı edilmesine ve ilişki içerisinde aktif olarak kullanılabilen bir baş etme/destek mekanizmasının devre dışı kalmasına sebebiyet verebilir. Aynı zamanda, özellikle aile danışmanlığında küçük yaşta çocukların bulunması genellikle çokça etkinlik ve oyun aktivitesi ile seansların gerçekleşmesine işaret eder. Bu da online bir ortamda deneyimlemesi ve çocuk açısından katılımı ve odaklanması daha güç bir süreç olabilir. Benzer bir şeyi çift danışmanlığı için söyleyebilmek de mümkündür. Yüz yüze danışmanlıklarda çiftlerle bedenin daha aktif olarak kullanılabildiği ve deneyimsel aktivitelerin gerçekleştirilmesinin daha olanaklı olduğunu söylemek mümkündür. Her iki yöntem de farklı avantajlar sunarken, danışanların ihtiyaçlarına ve durumuna göre uygun bir danışmanlık hizmetine sürdürülebilir şekilde erişimi önemlidir. Bu karar, danışanların uygunlukları ve ihtiyaçlarına yönelik olarak danışmanlığa katılım sağlayacak tüm bireylerle birlikte verilmeli ve danışanların ihtiyaçlarına karşılık verebilen bir uzmanla sürdürülmelidir.Yazar: Psikolog Cansu Erdoğan